Bültende enflasyon hızındaki göreli yavaşlamanın fiyatların gerilediği anlamına gelmediği özellikle vurgulandı. “fiyatlar artmaya devam ediyor. Enflasyonun artış hızındaki düşüş fiyatların düşmesi anlamına gelmiyor.” tespitine yer verilen çalışmada, baz etkisinin yıllık oranları aşağı çekmesine rağmen fiyat seviyesinin yükseldiği ifade edildi.
Verilere göre 2005 yılına kıyasla genel fiyat düzeyi 34,8 kat, gıda fiyatları ise 52,9 kat arttı. Gıda fiyatlarındaki artışın genel enflasyonun üzerinde seyretmesi, özellikle düşük gelir grupları açısından daha ağır bir maliyet baskısı oluşturdu.
Nisan ayında yıllık bazda en yüksek fiyat artışı yüzde 50,60 ile eğitim grubunda gerçekleşirken, aylık bazda en yüksek artış yüzde 8,94 ile giyim ve ayakkabıda görüldü. Konut harcamaları da yüzde 7,99’luk aylık artışla öne çıkan kalemler arasında yer aldı.
Raporda, enflasyonun ücretler üzerindeki etkisi ayrıntılı biçimde ele alındı. Buna göre asgari ücretin Nisan 2026 itibarıyla enflasyon karşısındaki kaybı 4 bin 110 TL olarak hesaplandı. En düşük emekli aylığında ise 2 bin 928 TL’lik kayıp oluştu.
Yüksek enflasyonun birkaç yıldır dar gelirli kesimlerin alım gücünü düşürdüğü belirtilirken, fiyat artışlarının gelir dağılımını bozucu bir etki yarattığına dikkat çekildi.
Bültende, enflasyonun toplumun farklı kesimleri tarafından aynı şekilde hissedilmediği vurgulandı. TÜİK verilerine göre en düşük yüzde 20’lik gelir grubu toplam gelirin yüzde 6,3’ünü alırken, bu grubun harcamaları içinde gıdanın payı yüzde 30,4 seviyesinde bulunuyor. Buna karşılık en yüksek gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay yüzde 48,1 olurken, gıdanın payı yüzde 12,8’de kalıyor.
Bu tablo, düşük gelirli kesimlerin zorunlu harcamalara daha fazla pay ayırmak zorunda kaldığını ve enflasyon karşısında daha kırılgan hale geldiğini ortaya koyuyor.




Yorumlar kapalı.