DİKKAT ÇEKEN YORUM
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Azerbaycan’la Ermenistan arasındaki Zengezur Koridoru meselesinin çözülebilmesi için bölgenin 100 yıllığına bir Amerikan şirketinin kontrolüne verilmesini teklif ettiklerini söyledi. Barack’ın çıkışının ardından Zengezur Koridoru yeniden gündeme geldi.
Kırıkkale Üniversitesi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Zengezur Koridoru’na üçüncü tarafların yaklaşımlarını ilişkin bir yazı kaleme aldı.

“STRATEJİK BİR HAT HALİNE GELDİ”
“Zengezur Koridoru, bugün bölgenin Avrasya coğrafyasını birbirine bağlayan bir geçiş güzergahı olmasının ötesinde, Afro-Avrasya ekseninde düşünülmesi gereken stratejik bir hat haline geldi” diye yazan Özcan, “Koridor savaşlarının yaşandığı bir dönemde, Zengezur Koridoru hem Çin hem de Batı açısından son derece stratejik ve hassas bir dengenin merkezi konumuna gelmiştir. Bu koridor aynı zamanda, Azerbaycan ve Türkiye’den Orta Asya’ya uzanan Doğu-Batı eksenli “Orta Koridor” ulaşım hattının kilit halkasını oluşturuyor. Dolayısıyla bölgenin önemi yalnızca yüzeyde değil, çok daha derin jeopolitik katmanlarda da kendini gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Özcan’ın değerlendirmeleri şöyle oldu: “Süreçte son durum, ABD’nin bölgeye olan ilgisinin artması ve Rusya ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin bozulmaya başlamasıdır. Öte yandan, bölgedeki değişen dengelerde Çin’in artan etkisi de göz ardı edilmemeli. Bu bağlamda gelinen nokta, Zengezur Koridoru üzerinden şekillenen yeni bir Avrasya jeopolitiğini ve stratejik satrancın yeniden gündeme geldiği bir reel politik süreci ortaya koyuyor.
ZENGEZUR KORİDORU VE ÜÇÜNCÜ TARAFLAR
Zengezur Koridoru, bugün bölgenin Avrasya coğrafyasını birbirine bağlayan bir geçiş güzergahı olmasının ötesinde, Afro-Avrasya ekseninde düşünülmesi gereken stratejik bir hat haline geldi. Koridor savaşlarının yaşandığı bir dönemde, Zengezur Koridoru hem Çin hem de Batı açısından son derece stratejik ve hassas bir dengenin merkezi konumuna gelmiştir. Bu koridor aynı zamanda, Azerbaycan ve Türkiye’den Orta Asya’ya uzanan Doğu-Batı eksenli “Orta Koridor” ulaşım hattının kilit halkasını oluşturuyor. Dolayısıyla bölgenin önemi yalnızca yüzeyde değil, çok daha derin jeopolitik katmanlarda da kendini gösteriyor.

“ABD BÖLGEYİ YÖNLENDİRMEYİ HEDEFLİYOR”
Bu çerçevede ilk olarak ABD’nin bölgeye artan ilgisine odaklanmak gerekiyor. Zira ABD, bu koridor üzerinden İran ve Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu sınırlandırmayı ve aynı zamanda Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne alternatif bir yapı oluşturmayı hedefleyen açıklamalar yapmıştır. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın önerisi, Zengezur Koridoru’nun 100 yıllığına ABD’ye kiralanması fikrini gündeme getirerek, “hakkaniyetli ve uluslararası garantili bir çözüm” sunmayı amaçlayan bir çerçeve önermiştir.
Ancak bu önerinin ne kadar gerçekçi olduğu tartışmalıdır. Esasında görülmesi gereken şudur: ABD, Çin ve Rusya’yı çevrelemek amacıyla bu hatta doğrudan müdahil olarak, Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’nin önemli bir uzantısını kontrol etmeye çalışmakta ve böylece Avrupa ile Asya arasındaki entegrasyon süreci üzerindeki denetimi elinde tutmayı hedeflemektedir. Kısacası ABD, Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ni durduramıyorsa bu durumda proje üzerindeki geçiş noktalarında stratejik avantajlar elde etmeyi ve ekonomik-siyasi olarak bölgeyi yönlendirme rolünü üstlenmeyi hedeflemektedir.
“MOSKOVA AÇISINDAN ÖNCELİKLİ HALE GELDİ”
İkinci olarak karşımıza, bölgede tarihsel sorunların merkezinde yer alan ve jeopolitik denklemlerin şekillenmesinde kritik bir rol oynayan en önemli aktör, Rusya çıkıyor. Rusya, özellikle İkinci Karabağ Savaşı sonrasında bölgedeki kontrol mekanizmasını farklı bir boyuta taşıdı ve temel olarak Azerbaycan odaklı bir sürecin devamına zemin hazırlayan adımlar attı. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlaması, Moskova’nın Güney Kafkasya’da uzun süredir sürdürdüğü “geleneksel denge kurucu güç” algısını ciddi biçimde sarsarak Rusya’yı tarihsel gücünü devam ettiremeyeceği bir zayıflama dönemine sürükledi. Bu nedenle sistem dışı kalmamak adına agresif ve müdahaleci bir tutum, Moskova açısından giderek öncelikli hale geldi.
Bu bağlamda, yakın dönemde Azerbaycan’a ait Bakü-Grozni seferini yapan uçağın düşmesi ve Rusya’nın hukuki ve samimi olarak açıklamalarındaki eksikler ile başlayan gergin bir süreç söz konusu. Her ne kadar Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan uçağının düşürüldüğü sürece dair Aliyev’den özür dilemişse de gerilim sona ermemişti. Son yaşanan baskın ve tutuklamalar ile süreç yalnızca askeri veya teknik bir mesele değil, aynı zamanda Rusya-Azerbaycan ilişkilerinin tarihsel temellerine dayanan bir basınç hattının patlaması olarak da okunmalı. Bu durum, Rusya’nın Azerbaycan’a karşı baskı veya tehdit temelli bir politika yürütmesinin ne kadar rasyonel ve sürdürülebilir olduğunu da sorgulatıyor.




Yorumlar kapalı.