Burada konuşan Kurum, dünyanın iklim krizinde yeni bir eşiği geçtiğini, bu eşikte de artık iklim değişikliğine karşı “bekleme lüksünü” tamamen kaybettiğini vurguladı.
Bakan Kurum, Bilkent Otel’de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Konferansı’nın 31’inci Oturumu (COP31) kapsamında düzenlenen “Avrupa Birliği Delegasyonu ve Üye Ülkelerin Büyükelçileri ile Bilgilendirme Toplantısı”na katıldı.
Özellikle Avrupa’nın çevre ve iklim alanındaki görünümüne bakıldığında Avrupa Çevre Ajansının kısa süre önce yayımladığı verilerin, önemli yapısal riskleri işaret ettiğini belirten Kurum, “Şu anda Avrupa, küresel ortalamaya kıyasla yaklaşık 2 kat daha hızlı ısınan bir kıta konumunda. 1980–2023 döneminde iklim kaynaklı ekonomik kayıplar yaklaşık 738 milyar avro tutarında. Bugün maalesef su stresi Avrupa topraklarının yaklaşık yüzde 30’unu ve nüfusun yüzde 34’ünü derinden etkiliyor.” diye konuştu.
Tarımdaki gerilemeye bakıldığında, su kirliliğinin bunun başlıca kaynaklarından biri olmaya devam ettiğine dikkati çeken Kurum, bugün Avrupa’da, korunan habitatların yüzde 80’inden fazlasının kötü durumda olduğunu, toprakların yarısından fazlasında bozulma gözlemlendiğini söyledi.
Kurum, döngüsel ekonomi alanındaki ilerlemenin sınırlı olduğunu, son on yılda döngüsellik oranının sadece yüzde 1 oranında artırılabildiğini belirterek, enerji dönüşümünde benzer bir tablo bulunduğunu, ilerleme kaydedildiğini ancak tüm Avrupa ülkelerinde yenilenebilir enerji payının hala yüzde 24 seviyesinde olduğunu ifade etti.
Buna karşılık fosil yakıtların, toplam enerji kullanımının yüzde 70’ini oluşturmaya devam ettiğini aktaran Kurum, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Küresel ısınmanın yarattığı risklerin hızı, mevcut uygulama hızımızın önüne geçiyor. COP31 Başkanlığı olarak, kasımdaki küresel buluşmamıza, bu global ve bölgesel gerçeklikler üzerinden yaklaşmak istiyoruz. Türkiye, COP31 ev sahipliği görevini yalnızca müzakere takvimini yöneten teknik bir süreç olarak görmüyor. Bu küresel vazifeyi, güveni güçlendiren ve işbirliğini derinleştiren bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Her şeyi yerli yerince ortaya koyuyoruz. İklim rejiminin önündeki temel sorun, mevcut hedeflerin sahada karşılık bulmamasıdır. Yeni hedeflerin yazılması, artık küresel kamuoyunu ikna etmemektedir. Türkiye olarak, COP31 için yalnızca ev sahibi değiliz. Biz COP31’i, iklim rejiminin yeni dönemde ihtiyaç duyduğu dönüşümün merkezine yerleşecek ve küresel ölçekte kalıcı etkiler üretecek bir platform olarak görüyoruz.”
“Birinci önceliğimiz Sıfır Atık’tır”
Kurum, bugün iklim rejiminin önündeki temel sorunun, hedef eksikliğinden ziyade uygulama açığı olduğunun altını çizerek, COP31 vizyonunu “Uygulama COP’u” üzerine inşa ettiklerini vurguladı.
Türkiye’nin diyalog, uzlaşı ve aksiyon temel ilkeleri üzerine 9 öncelik alanı belirlediğini belirten Kurum, şunları kaydetti:
“Birinci önceliğimiz bir Türkiye markası olan ve küresel bir girişime dönüşen Sayın Emine Erdoğan himayelerinde yürüttüğümüz, gerçekten bir dünya markası haline gelmiş, BM nezdinde kabul edilmiş belki de bugüne kadarki en büyük çevre projelerinden bir tanesi olan Sıfır Atık’tır. Sıfır Atık yaklaşımını güçlendirerek döngüsel üretim modellerini yaygınlaştırmayı, metan emisyonlarının ve gıda israfının azaltılmasına katkı sağlamayı amaçlıyoruz. 2’nci önceliğimiz dünyanın bütün gençlerinin iklim eğitimi süreçlerine ve iklim karar alma mekanizmalarına daha güçlü biçimde katılımını sağlayarak, iklim okuryazarlığını ve yeşil istihdam alanlarını artırmaktır. Bu kapsamda COP31’in aynı zamanda bir gençlik şölenine dönüşmesi için kamu, özel sektör ve sivil toplum örgütleri ile yoğun bir çalışma sürecini başlatmış durumdayız.”
COP31’de 3’üncü önceliğin gıda güvenliği olduğunu aktaran Kurum, diğer öncelikleri de “yeşil sanayileşmeye geçiş sürecinin hızlandırılması, temiz ve güvenli enerjiye geçiş, Akdeniz’den Afrika’ya ve Pasifik’e uzanan hatta dirençliliği sağlamak, İklim Eylemi Uygulama Mekanizması ile finansmanı harekete geçirmek, İklime Dirençli Şehirler ile okyanuslar ve denizler” olarak sıraladı.
Kurum, başta Akdeniz ve Pasifik olmak üzere hassas deniz ekosistemlerinde iklim direncini güçlendirmeyi hedeflediklerini belirtti.
“Sanayicimizin dünyadaki rekabet gücü katlanacak”
Avrupa Birliğinin (AB), küresel iklim eyleminde yön verici bir aktör olduğunu ve bu rolün COP süreçlerinde açıkça görüldüğünü belirten Kurum, AB’nin adımlarının yanı sıra Türkiye’nin AB üyelik sürecinde çevre ve iklim alanında attığı adımların da taraflar arasındaki diyaloğun somut zeminini oluşturduğunu ifade etti.
Kurum, AB uyum çalışmaları kapsamında Türkiye’de atık yönetimi alanında geri dönüşüm oranının son dönemde yüzde 30’dan 36’ya yükseldiğini, depozito yönetim sisteminin ise tüm illerde bu yıl tam anlamıyla başlayacağını aktardı.




Yorumlar kapalı.