Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ’ın farklı bölgelerinde çalışan işçiler, gün doğmadan tarlalara ulaşıyor. Güneşin yakıcı etkisinden korunmak isteyen işçiler, yüzlerini ve kollarını ince kumaşlarla örttükten sonra işlerine başlıyor. Toz, sıcak ve fiziksel yükün birleştiği bu ortamda, balya işçiliği adeta sabrın ve gücün sınandığı bir emek mücadelesine dönüşüyor.
Ortalama 40 kilogram ağırlığındaki balyaları tek başlarına omuzlayan işçiler, bunları 2-3 metre yükseklikteki römorklara fırlatmak zorunda kalıyor. Öğle sıcağı bastırdıkça hem sıcaklık artıyor hem de römorktaki balyaların seviyesi yükseliyor, bu da işçilerin yükünü katlıyor.
55 yaşındaki Remzi Kalambak, Edirne’nin Uzunköprü ilçesinden çalışmak için Kırklareli’ne geldi. Balya işçiliğinde 35 yılı geride bıraktığını söyleyen Kalambak, “Devamlı bir işimiz yok, geçim için buradayız. Güneş çok yoruyor, yaşlandık artık ama çalışmak zorundayız” diyerek emeğin zorluklarını dile getiriyor.
Bir diğer işçi Rahman Çevik ise yaptığı işin fiziksel zorluğuna dikkat çekiyor. “Her gün ellerimiz parçalanıyor. 5-6 kez eldiven değiştiriyoruz ama şükrediyoruz. İşimizi elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz” diyen Çevik, sıcakla mücadelede dayanıklılığın yanında inancın da önemli olduğunu vurguluyor.
Trakya’nın buğday tarlalarında alın teri döken balya işçileri, göz önünde olmasa da gıda ve hayvancılık sektörüne önemli katkı sağlıyor. Yakıcı güneşin altında, ağır fiziki şartlara rağmen yılmadan çalışan bu emekçiler, toprağın bereketini sırtlarında taşıyor.




Yorumlar kapalı.