Dosyayı baştan sona yeniden ele aldıklarını ifade eden Cansu, her bir belgenin detaylı şekilde incelendiğini ve elde edilen yeni verilerle birlikte soruşturmanın daha somut bir zemine oturduğunu vurguladı. Yapılan analizlerle birlikte daha önce çözülemeyen birçok detayın netlik kazandığını dile getirdi.
Soruşturmanın gizlilik içinde yürütüldüğünü belirten Cansu, “Sürecin en başında hâkimlikten kısıtlılık kararı aldık. Dosyanın, adliye personeli dahil yetkisiz hiç kimse tarafından görülmesine izin vermedik. Disiplinli ve kontrollü bir süreç yönetimi sayesinde en küçük bir sızıntıya dahi izin vermeden önemli bir mesafe kat ettik” dedi.
Soruşturmanın yönünü değiştiren en önemli gelişmenin teknik bir veri olduğunu söyleyen Cansu, “Dosyada yer alan notlar ve gizli tanık beyanları elbette önemliydi. Ancak benim için en kritik eşik, Gülistan’ın kullandığı telefon hattının Ankara’da bir ilçede sinyal verdiğinin tespit edilmesi oldu. Bu teknik veri, dosyanın seyrini tamamen değiştirdi. Söz konusu sinyal, sim kart üzerinde yapılan müdahaleleri ve bu hattın bağlantılı olduğu kişi ağını ortaya çıkardı.” ifadelerini kullandı.
Ankara’dan gelen sinyalin ardından yapılan teknik ve saha çalışmalarıyla yeni bir şüpheli ağına ulaşıldı. Bu süreçte “intihar” ihtimali geri plana itilirken, dosyanın cinayet şüphesi doğrultusunda ilerlediği belirtildi. Yapılan analizlerin bir isim üzerinde yoğunlaştığı öğrenildi.
Soruşturmanın üst düzey isimlere uzanmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Cansu, “Bu dosyaya ilk başladığımızda bizi böylesine bir noktaya götüreceğini elbette öngörmüyorduk. Ancak süreç içerisinde elde edilen somut deliller bizi adım adım bu aşamaya taşıdı. Sayın bakanımızın da ifade ettiği gibi; “Yargı, dosyanın kapağındaki isme göre hareket etmez.” Hukuk önünde herkes eşittir. Bizim için önemli olan tek şey, delillerin gösterdiği istikametti.” dedi.




Yorumlar kapalı.