t24’den Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre; Yüksek Mahkeme, gazetecilerin kırıcı, şok edici veya rahatsız edici ifadeler kullanabileceğini, ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini belirtti. Beş üyenin oyuyla ve oybirliğiyle alınan kararda, “Bir ifadenin kaba ve rahatsız edici olması, hukuk sisteminde ceza veya tazminat şeklinde bir müeyyideye bağlanmasının tek başına haklı gerekçesi olamaz” denildi. Kararda, çok sayıda gazeteci hakkında, ismine haberlerde yer vermeleri nedeniyle şikayetçi olan eski İstanbul Başsavcısı, AYM üyesi İrfan Fidan’ın da imzası yer aldı.
Gazeteci Adnan Keskin, eski HSYK ve Yargıtay üyesi Ali Suat Ertosun hakkında kaleme aldığı yazıda, özetle şu ifadeleri kullandı:
“Sabancı suikastı sanığı ile 32 kişinin öldüğü cezaevleri operasyonundan sonra ödüllendirilen Ertosun’un genel müdürlüğü döneminde cezaevleri Susurlukçu mahkumlar ve çeteler için adeta cennet oldu… Ertosun’un devlet bürokrasisinde üstlendiği görevler ile Türkiye’nin yakın siyasi tarihine ‘derin devlet’ operasyonu olarak geçen olaylar ilginç bir şekilde kesişiyor… Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olduğu dönemde, Susurluk Davası’nda hüküm giyen emekli Yarbay Korkut Eken, Ayaş Cezaevi’nde özel koşullar içinde tutuldu. Mafya, çete ve uyuşturucu baronlarının cezaevlerinde diğer mahkumlardan farklı muameleye tutulduğu iddialarıyla gündeme gelen bu dönemde, cezaevlerinde onlarca kişinin ölümüyle sonuçlanan hesaplaşmalar gerçekleşti… Yargıtay’a seçildikten sonra dokunulmazlık zırhı kazanan Ertosun’a asıl büyük ödül AKP hükümeti tarafından verilmişti. 2004’te F tipi cezaevi sistemine geçişteki katkısı sebebiyle ‘Devlet Üstün Hizmet Madalyası’ verildi.”
Ertosun, bunun üzerine, Keskin’in, kendisini derin devlet görevlisi, ajan, görevi kötüye kullanan, çeteleri idare eden, yönlendiren ve onlara öldürme talimatı veren, adam öldürten, hapishanedeki infazlarda etkin rol oynayan, Susurluk ve Ergenekon sanıklarını koruyan, onları yargılayan, savcı ve hakimlerin görevden alınması için çaba harcayan ve kararnameyi kilitleyen kişi olarak göstererek kendisine hakaret ettiğini ileri sürdü ve 20 bin TL tutarında manevi tazminat talebinde bulundu.
Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Keskin’in 2 bin lira tazminat ödemesine hükmetti. Ancak bu karar Yargıtay’dan döndü. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, yazıda eleştiri sınırlarının aşılmadığını belirterek, kararı bozdu. Ancak yerel mahkeme ilk kararında direndi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da yazının davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini kabul eden direnme kararını hukuka uygun buldu. Keskin, bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Tazminat kararının basın ve ifade özgürlüğü hakkının ihlali anlamına geldiğine oybirliğiyle hükmeden Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kararında çarpıcı ifadeler kullandı.
Kararda, “ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez” denildi. Müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerektiği kaydedildi.



