Gazze’den Suriye’ye ve son olarak İran’a yönelik saldırılarıyla İsrail’in bölgeyi istikrarsızlığa sürüklediğini belirten Babacan, “Pervasızlaşan İsrail yönetimi durmaya niyetli değil” ifadelerini kullandı.
Babacan, 11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun da katıldığı toplantıda şunları söyledi :
“İsrail’in evvelsi gece İran’a yönelik başlattığı saldırılar, Ortadoğu’da zaten kırılgan olan barış ve istikrar umutlarını bir kez daha ertelemiştir.Bu saldırıları, uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak gördüğümü ve şiddetle kınadığımı söylemiştim.Tüm tarafları, uluslararası hukuka saygı göstermeye ve çatışmayı derinleştirecek veya bölgeye yayacak adımlardan kaçınmaya davet ediyorum.Bölgede çatışmaların tırmanması, hiçbir tarafın çıkarına olmayacak, milyonlarca masum insanın hayatını tehlikeye atacak ve zaten ağır bedeller ödeyen Ortadoğu toplumlarını daha büyük felaketlere sürükleyecektir.Buradan ABD ve İran’a çağrım, yapılması planlanan nükleer müzakereleri sürdürmeleridir.Her iki ülkeyi de, bu kritik meseleyi diplomasi masasında çözmeye davet ediyorum.Artık bu aşamada, müzakere masasına tarafsız bir kaç ülkenin daha katılması da kaçınılmaz hale gelmiştir.Nükleer anlaşmazlıkların çözümü, ancak diyalog ve karşılıklı güvenle mümkündür.Taraflar, bu müzakereleri bir fırsat olarak değerlendirmeli ve gerilimi düşürecek adımlar atmalıdır.Uluslararası kurumları, özellikle Birleşmiş Milletler’i ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nı, Ortadoğu’da barış ve güvenliği sağlama görevlerini yerine getirmeye davet ediyorum.
İslam İşbirliği Teşkilatı da bu konuda ikircikli bir tutum sergilememeli, derhal net bir tutum ortaya koymalıdır.Bizler, bu coğrafyada daha fazla kan dökülmesini değil, diyalog ve uzlaşının hâkim olmasını istiyoruz.Ortadoğu’nun geleceği; savaşla değil, ancak barış ve iş birliğiyle inşa edilebilir.”
Bölgemiz kötü günlerden geçiyor.
Yanı başımızda, Gazze’de onbinlerce insan katledildi.
Gençler, yaşlılar, çocuklar, kadınlar, erkekler;
Her biri, isimlerini anacak kimseleri dahi kalmayana değin yeryüzünden silinmeye çalışılıyor.
Saldırgan İsrail hükûmetinin durmaya niyeti yok.
Bir gözleri Gazze’deyken, diğeri Suriye’ye bakıyor.
Bir gözleri Suriye’deyken, diğer yandan İran’ı vurmaya başladılar.
Gözü dönmüş bu pervasız yönetimin durmaya niyeti yok.
Ortadoğu’nun kalbinde, onlarca yıldır sürdürdükleri bir işgal politikası var.
Bu işgal, sadece bir halkın topraklarını hedef almakla kalmamaktadır;
Bu işgal, uluslararası hukukun temel taşlarını da yerle yeksan etmektedir.
İsrail’in Gazze’de, Batı Şeria’da uyguladığı soykırım ve Suriye’de gerçekleştirdiği sistematik saldırılar, bölgesel barışı zedelediği gibi, uluslararası düzenin meşruiyetini de yok etmektedir.
Amerikan yönetiminin verdiği koşulsuz destek, İsrail’in şımarıklığını ve hoyratlığını artırmaktadır.
50 milyon insanın öldüğü 2. Dünya savaşından sonra kurulan, ve bir daha böylesine büyük bir felaket yaşanmasın diye çalışan Birleşmiş Milletler, son yıllarda tamamen felç olmuştur.
Mesele İsrail olduğunda ABD vetosu, mesele Ukrayna veya Gürcistan olduğunda Rus vetosu, Güvenlik Konseyi’nin işlevini yok etmiştir.
Kurallar sadece zayıflar için uygulanır, güçlüler için işlemezse bu büyük bir kaosu doğurur.
Bakın, Rahmetli Erbakan hocamız ne güzel söylemiş:
“Yeryüzünün tamamında hükmünüzü yürütecek bir güce ulaşacaksınız, yoksa bir kasabada bile hak düzeninizi uygulayamazsınız.”
“Dünyada meydana gelen her türden haksızlığa ses çıkarabilmek için, güçlü olmamız şart.
Ekonomide, teknolojide ve güvenlik konularında güçlü olmak zorundayız.
Daha da önemlisi, itibarımızın güçlü olması, sözümüzün güçlü olması gerekiyor.
Çünkü, yeri gelir, “sözün gücü” paradan da, silahtan da etkilii olur.
Sözün gücü de; adaletle, hukukla, vicdanla hareket etmekle kazanılır .
Sözün gücü; güvenilir bir muhatap olmaktan geçiyor.
Şöyle bir geri çekilip baktığımızda;
İslam ülkelerinin, en çok çabayı göstermeleri gereken iki alan var:
Bunlardan birincisi eğitim.
Evet, fert fert iyi yetişmiş insanlardan oluşan bir topluma sahip olmamız gerekiyor.
Ekonomide ve teknolojide ilerlemenin, güçlenmenin en önemli yolu eğitim.
Tek tek iyi yetişmiş insan gücüyle bunlar mümkün.
İslam ülkelerinin en çok çabayı göstermeleri gereken ikinci önemli alan da, iyi yönetişim.
Yani; şeffaflık, hesap verebilirlik, kurumların güçlü olması, kural bazlı yönetim anlayışı. Yani önce hukuk diyebilmek
Bunları yapmadan güçlenmek, zenginleşmek , dünyada etkin olmak da mümkün değil. “




Yorumlar kapalı.