Küresel gelişmelere geniş yer ayıran Bahçeli, uluslararası sistemin derin bir kriz içinde olduğunu savunarak, “Uluslararası insancıl hukuk paçavraya dönmüştür” sözleriyle mevcut düzeni sert şekilde eleştirdi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını “orantısız, haksız ve gerekçesiz” olarak nitelendiren Bahçeli, bölgenin hızla kontrol edilemez bir çatışma sarmalına sürüklendiğini söyledi. Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi ve Süveyş hattında artan gerilimin küresel enerji ve güvenlik dengelerini tehdit ettiğini belirten Bahçeli, bu sürecin daha büyük bir savaş riskini beraberinde getirdiği uyarısında bulundu.
Bahçeli, “Asıl rejim değişikliği, asıl yönetim değişimi İsrail’de yaşanmalıdır” ifadelerini kullanarak mevcut yönetimi hedef aldı. Bölgedeki saldırıların yalnızca askeri değil, insani ve hukuki sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Bahçeli, “Uluslararası toplum sıcak savaş ortamına tribünden bakmayı terk etmelidir.” ifadesini kullandı
Konuşmasında diplomasi vurgusu yapan Bahçeli, “Savaş durmalıdır, silahlar susmalıdır, diplomasi ve diyalog öne çıkmalıdır” çağrısında bulundu. Türkiye’nin bu süreçte dengeli ve aktif bir dış politika yürüttüğünü ifade eden Bahçeli, Cumhurbaşkanı ve hükümetin diplomatik temaslarının barışın tesisi açısından önemli olduğunu söyledi.
Bahçeli’nin açıklamalarında öne çıkan başlıklar şu şekilde:”Ülkemizin çevresi savaşın tüm ağırlığıyla kuşatılmışken kanlı ve kahredici olaylar günbegün yaygınlık kazanırken, mübarek Ramazan ayını hakkıyla ve layıkıyla ne kadar idrak edebildiğimizi elbette takdirlerinize sunuyorum. Siyonist emperyalist şebekesi Ramazan demedi, bayram demedi; mukaddes günlerimizi zindana çevirip, zehirlemek için her şiddet yolunu denedi. Ramazan ayı günahlardan arınmak için manevi bir tahsisat olduğu halde aynı zamanda daha iyi bir insan mertebesine erişmenin, müslüman gönüllerin hayır ve hasenat ile doğrulmasının ruhsatını bahşetmesine rağmen islam aleminin nasip hanesine neyin düştüğünü, bundan ne kadar istifade edebildiğini sadece Cenab-ı Allah bilecektir. İnsan içinden yenilemeyeceğince dışından eksilirmiş.Türk-İslam dünyası bağlamında kalb-i selimini hatta akl-ı selimini neresinde bulunduğumuzu soruşturmak durumundayız. Savaşların ortasında hüzün sarmaşıklarının yüreklerimize yuvalanması içimizi acıtsa da bayram günlerini yalnızca el ele değil gönül gönüle geçirdik. Ramazan bayramı ile bahar bayramı bu yıl birbirini tamamladı. Etrafımızda kanla, silahla, şiddetle çizilen dehşet tablosunu dikkatle takip ederken milli birlik ve kardeşliğimizin güçlenen iç barış ve huzur ortamanın en büyük direncimiz ve güvencemiz olduğunu bir kez daha gördük. Aramıza saçılmak istenen nifak tohumlarını bir bir çürütmek için her zamankinden fazla arzuluyuz. Bir olacağız, beraber olacağız, birlikten güç doğacağını göstereceğiz.
Daha güçlü bir Türkiye amacımızdır, daha kuvvetli bir devlet gayretimizdir. Gönüllerinde vatan, millet ve bayrak sevgisi kalplerinde aşkı bulan her insanımızla aynı parlak geleceğin taliplisi ve takipçisiyiz. Başkalarının senaryolarıyla oyalanacak vaktimizin olmadığının farkındayız. Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır. Türk ve Türkiye yüzyılı atılımı bunun için muteber bir yol haritasıdır. Aynı şekilde tereddütsüz Türkiye, terörsüz Türkiye hedefi önümüzdeki tarihi bir fırsat kapısıdır.İzan aklın terbiyesidir, idrak bir işin gerçeğini bütün boyutuyla kavrama hasretidir. Şayet izan yoksa idrak olamaz. İdrak yoksa mizacın iyi olması tek başına anlam ifade edemez. Aynı anda küresel ve bölgesel gelişmelerin akışkanlığına bakarsanız görürsünüz ki akıl, izan ve idrak kaybolmuştur. Uluslararası insancıl hukuk paçavraya dönmüştür. Çünkü ne dikkate alan ne saygı duyan ne de itibar eden kalmıştır. Uluslarası barış ve güvenliği korumak, insan haklarını geliştirmek maksadıyla 24 Ekim 1945 yılında kurulan BM tarihin en aciz ve perişan dönemine hapsolmuştur. Fiilen hukuksal işlevini kaybetmiştir. ABD ile İsrail’in eşgüdüm haline İran’a karşı icra ettikleri orantısız saldırıların 25. gününde komşu coğrafyalar toz duman içindedir. Trump’ın İran’ı yok edeceğiz tehdidi, İran Dışişleri Bakanı’nın Amerikalılara müzakereler sonsuza dek sona ermiştir açıklaması, İsrail Başbakanı’nın hiddet dozajının artacağını söyleyerek savaşın ne kadar gerekirse o kadar süreceğini ifade etmesi barış ümitlerini sekteye uğratmaktadır. Siyonist emperyalist haydutluğunun dünya için stratejik öneme haiz İran’ı vurması bunun ardından İran’ın Katar ve Suudi Arabistan’daki rafinelerin yanında İsrail’in nükleer sahasına misillemede bulunması tansiyonu zirveye çıkarttı.Birinci ve ikinci dünya savaşları öncesi yoğunlaşan, tahliye vanaları kapalı duran jeopolitik sıkışmanın ve zora dayalı sertleşmenin devamlı tırmandığı siyasi, askeri ve ekonomik basıncın aynısı belki daha da fazlası bugün müşade edilmektedir. İran’ın dini liderlerinin, devlet ve siyaset alanlarındaki isimlerin hedef alınması uzun seneler boyunca sürecek itilaf ve cepheleşmeyi derinleştirmektedir. Sınırlarımızın diğer yakasında süregelen savaş göstermiştir ki bir halkı içten çözmeden hiçbir gücün başarı şansı yoktur. İşte bu yüzden Terörsüz Türkiye hedefimizin hem Allah’ın bir lütfu hem de aziz Türk milletinin tarih, kültür ve egemenlik sac ayağındaki muazzez iradesinin hikmetli aklı olduğu teyit edilmiştir. “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge “çağrımıza şaşı bakanlar, olmadık suçlamalarda bulunanlar haklılığımızın berraklaşmasıyla kamyon farı görmüş tavşan gibi dona kalmışlardır. Biz yine de onların donup kalmalarını değil Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüze davet ediyoruz.
Kimlik siyasetinin sonu yoktur, etnik ve mezhep temelli kamplaşmanın kazananı yoktur ancak “Her şeyden önce Türkiye” demenin beka düzeyinde önceliği vardır ve olacaktır. Terörsüz Türkiye hedefimiz kapsamında komisyonun hazırladığı rapora binaen demokratik ve hukuki düzenlemeler adım adım yerine getirilecektir. On yıllar boyunca pek çok kayba yol açmış terör musibetinin tamamıyla sonlandırılmasıyla her insanımız kazançlı çıkacaktır. Süreci aceleye getirmenin alemi yoktur. Yola çıktık inşallah varacağız, hedef koyduk inşallah ulaşacağız. Terörsüz Türkiye dedik muhakkak suretle başaracağız, Terörsüz Türkiye boynunda haç taşıyanlara karşı hilalin duruşudur. Terörsüz Türkiye batıla hizmet edenlere karşı hakkın teslim olma ruhudur.
Muhatap olduğumuz her müşkülat, katlandığımız her müessif olay daha huzurlu ve daha güvenli bir geleceğin kefaretidir. Türk milleti kesin hükmünü Malazgirt’te vermiş, ayak bastığı toprakların ruhuna vatan sedasını can pahasına üflemiştir. Bu emaneti Türküyle Kürdüyle, velhasıl büyük bir millet müktesebatıyla istikbale taşımak milli görevimizdir.Bunu da istiklalimizin onuruyla gerçekleştirmek yegane seçenektir.
Türkiye’mizin yeni yüzyılda kronikleşmiş ve kökleşmiş sorunlarından kurtarılması gerçek vatanseverliktir, gerçekçi milletseverlik ve milliyetçiliktir. Türk ile Kürt anca beraber kanca beraberdir. Birliğin olduğu yerde dirlik vardır, esenlik vardır, gelişmişlik vardır, kuvvet vardır, kudret vardır, ölmüşlere rahmet, yaşayanlara ise selamet vardır. Tevazu ve teenni ile yol alacağız. Dayanışma ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz.




Yorumlar kapalı.