Ancak bu sadece başlangıç. Türkiye’nin dört bir yanında yankılanan siyasi gerilimlerin derinlemesine analizi için okumaya devam edin.
Geçtiğimiz günlerde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik, Can Ataklı’nın ifadesiyle “artık kaçıncı dalga olduğu unutulan” bir operasyon daha gerçekleştirildi. Sabahın erken saatlerinde, İstanbul’da medya ve basın yayın işlerine bakan bir grubun hedef alındığı bu operasyonda, 13 kişi gözaltına alınırken bir kişinin henüz yakalanmadığı bildirildi. Can Ataklı, bu durumun özellikle “yandaş yalaka medyanın sürekli pompalamaya çalıştığı ‘Hani medyaya da sıra gelecek’ söylemi” ile bağlantılı olabileceğini, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde operasyon yapılacak başka yer kalmadığını, hatta ağaç meseleleriyle ilgili bile daha önce operasyonlar yapıldığını vurguladı. Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak, Antalya’da da Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek üzerine yürütülen ayrı bir operasyonda 16-17 kişinin gözaltına alındığı belirtildi.
Siyaset ve Yargı Kıskacında Tartışmalı Açıklamalar
Tüm bu operasyonlar devam ederken, Devlet Bahçeli’nin yazılı bir açıklaması siyaset gündemine bomba gibi düştü. Bahçeli, açıklamasında Gazze olaylarından diploma sahtekarlığına, e-devlete girişlerden terör komisyonuna kadar pek çok konuda görüş bildirirken, bir bölümünün “sürmekte olan davaların bir an evvel sonuçlandırılması, hukuk sistemine olan birtakım söylemlerin önünün kesilmesi gerektiği” yönünde olduğu aktarıldı. Bu açıklama üzerine, özellikle muhalif medyada ve CHP cephesinde farklı yorumlar ortaya çıktı. Can Ataklı, başlangıçta Bahçeli’nin bu sözlerinin “Erdoğan’ı kızdıracak, Erdoğan’a ters mi düştü” şeklinde yorumlandığını ve bunun “Bahçeli bir şey yapsın da bir şey olalım” beklentisinden kaynaklandığını belirtti.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel de Bahçeli’nin açıklamasını farklı bir perspektiften değerlendirdi. Özel, Can Ataklı’nın aktardığına göre, Bahçeli ve MHP genel başkan yardımcılarının “belli bir süredir sağduyuya davet eden, gerçekten olması gerekeni hatırlatan açıklamaları olduğunu” ve “dünkü açıklamayı son derece kıymetli bulduklarını” ifade etti. Ayrıca CHP’nin “ne yargılanmaktan ne soruşturulmaktan ne müfettişten kaçtıklarını” söyledi. CHP’nin bu konudaki genel tavrı, soruşturmalara karşı olmadıklarını ancak tutuksuz yargılamadan yana olduklarını ve İmamoğlu’nun adaylık sürecine yönelik baskılardan endişe ettiklerini dile getirmelerinden ibaret.
Ancak, Bahçeli’nin gerçek mesajı bu kadar basit miydi? Can Ataklı’nın dikkat çekici analizi, meselenin çok daha derinlerde yattığını gösteriyor. Gerçekleri öğrenmeye hazır olun.
Yargının Durumu ve Bahçeli’nin Asıl Hesabı
Can Ataklı, muhalefetin Bahçeli’nin sözlerini “mal bulmuş gibi atladığını” belirterek, kendi yorumunun “tam tersi” olduğunu savundu. Ataklı’ya göre, Bahçeli “Burada bir haksızlık yapılıyor, bu hukuksuzluğu bitirin” demiyor; aksine “Davaları bitirin kardeşim, basın cezayı” diyor. Bu ayrım, meselenin özünü anlamak açısından hayati. Ataklı’ya göre, İmamoğlu ve arkadaşlarının “tutukluluk süreleri uzadıkça Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu konu üzerinde yoğun propaganda yapabilmesi, halkı sokağa çağırması, büyük mitingler düzenlemesi” mümkün oluyor. Ayrıca, sürecin uzaması toplumda “yargı galiba hakikaten çok taraflı davranıyor, emirle iş yapıyor” algısını katmerleştiriyor.
Can Ataklı, Türk yargısının şu anki durumuna dair çarpıcı iddialarda bulundu. Ona göre, yargıya güvenen çok az insan kalmış durumda ve yargı tamamen iktidarın kontrolünde. “Kim tutuklanılsın istiyorsa yargı tutukluyor, kim hapse atılsın istiyorsa atılıyor”. Hatta Anayasa Mahkemesi kararlarının bile dinlenmediğini, Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi hakkında suç duyurusunda bulunmasının “dünyada örneği olmayan bir skandal” olduğunu ancak Türkiye’de “çıt çıkmadığını” ifade etti. Ataklı, “Türkiye’de hukuk kalmadı, anayasa kalmadı” diyerek mevcut durumu bir “darbe” olarak nitelendirdi.
Peki, Bahçeli’nin bu kadar aceleci davranmasının sebebi ne olabilir? Can Ataklı’ya göre, Bahçeli’nin rahatsızlığı, tutukluluk hallerinin uzamasının halktaki algıyı güçlendirmesi ve CHP’nin “mağduriyet” siyaseti inşa etmesine olanak tanıması. Ataklı, Bahçeli’nin “Yargı elimizde, yok iddianameye yeterli belge yok, yok kanıt bulamadık… Sen yaz iddianameni, bas cezayı, bitir bu işi” dediğini düşündüğünü belirtti. Çünkü tutukluluktan mahkumiyet durumuna geçildiğinde, kişilerle görüşmeler, dışarıyla irtibat ve açıklamalar çok farklı denetimler altında olacak. Dahası, “mahkumiyeti verdiği an adaylık konusu tümüyle yok oluyor”. Ataklı, İmamoğlu’nun “diploma nedeniyle” Cumhurbaşkanı adayı olmasının zaten mümkün olmadığını, bu konunun bir anlamda “kesinleştirildiğini” de ekledi.
Can Ataklı’nın analizi, Bahçeli’nin aslında CHP’nin bir kargaşa yaratmasını ve mağduriyet üzerine siyaset bina etmesini engellemek istediğini; bu nedenle “bir an evvel bitirelim abi, 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl neyse abi ver gitsin” düşüncesinde olduğunu iddia etti. Ancak Ataklı, CHP’nin bu durumu “iyi niyetle” okuduğunu ve Bahçeli’nin hukuksuzluğun bitmesini istediğini düşündüğünü, oysa Bahçeli’nin “İmamoğlu’nu serbest bırakıp davayı düşürerek” bitirmek istemediğini, “hukuken bitir” derken “iddianameyi boşver, hızla yargılamayı yap, 20’şer yıl ceza ver” kastettiğini savundu.




Yorumlar kapalı.