Raporun bilimsel çerçevesini çizen Prof. Joyeeta Gupta’nın araştırmaları, iklim değişikliğinin “adalet” sınırını çoktan aştığını gösteriyor. Araştırmaya göre, küresel sıcaklık artışının $1^{circ}text{C}$’yi geçmesi, dünya nüfusunun yüzde birinden fazlasının (yaklaşık 100 milyon kişi) temel haklarının ihlal edilmesine neden oluyor. Dünyanın bu eşiği 2017 yılında geçtiği ve $1.5^{circ}text{C}$ sınırının 2030 yılına kadar aşılmasının beklendiği kaydedildi.
İklim krizinde sorumluluk tartışması ise zengin ülkeler üzerinde yoğunlaşıyor. Veriler, yeni fosil yakıt genişlemesinin yüzde 70’inin ABD, Kanada, Norveç ve Avustralya gibi dört varlıklı ülke tarafından domine edildiğini gösteriyor. Uzmanlar, gelişmiş toplumların emisyonlarını agresif bir şekilde azaltmamasının, eşitsizliği küresel bir adaletsizliğe dönüştürdüğünü savunuyor.
İklim değişikliğinin en somut sonuçlarından biri olan “zorunlu göç”, mevcut uluslararası hukuk sisteminde hala bir karşılık bulamıyor. Uluslararası hukukun iklim mültecilerini henüz resmi olarak tanımadığına dikkat çekilen raporda, kuraklık ve su kıtlığı nedeniyle insanların yerlerini terk etmek zorunda kaldığı ancak “iklim değişikliği ile göç arasındaki nedenselliği” kanıtlamanın hukuki bir zorluk olduğu belirtiliyor.
Ancak son dönemde Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) tarafından verilen dönüm noktası niteliğindeki mütalaa, bu tablonun değişebileceğine işaret ediyor. ICJ, devletlerin iklim yükümlülüklerinin insan hakları sözleşmeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini ve fosil yakıt kullanımına devam edilmesinin uluslararası düzeyde “hukuka aykırı bir fiil” teşkil edebileceğini net bir şekilde ifade etti.




Yorumlar kapalı.