Köyün bilinen en eski adı, Rumca “odalar” anlamına gelen Domatia. Avlular etrafına dizilmiş taş odalardan oluşan mimarisi, bu ismin kökenini açıkça yansıtıyor. Antik Thebai kentinin bir uzantısı olduğu düşünülen yerleşimin geçmişi M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzanıyor. Bugün ayakta duran taş evlerin altında, farklı dönemlere ait kalıntıların hâlâ varlığını sürdürdüğü belirtiliyor.
Söke Ovası’nın tarıma açılmasıyla birlikte köy halkı, devlet desteğiyle aşağıda kurulan Yeni Doğanbey’e taşındı. Eski Doğanbey’de kalan taş yapılar uzun yıllar bakımsız kaldı. Bu süreç, İstanbul’dan gelen akademisyenler, sanatçılar, öğretmenler ve doğa tutkunlarının harabe haldeki evleri satın alıp aslına uygun şekilde restore etmesiyle değişti.
Eski Doğanbey’i diğer Ege köylerinden ayıran en önemli unsur, bilinçli olarak tercih edilen sakinlik. Köyde kafe zincirleri, hediyelik eşya dükkânları ya da eğlence mekânları bulunmuyor. “Sessizliğimize saygı gösterin” ve “ticari fotoğraf çekmeyin” gibi tabelalar, bu anlayışın bir yansıması.
Eski Doğanbey’i ziyaret edenlerin yorumları oldukça farklı. Kimileri köyü “tam anlamıyla huzur veren”, “sessizlik arayanlar için ideal” ve “doğası etkileyici” olarak tanımlıyor. Taş evler arasındaki sakinlik, Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası’na uzanan manzara ve temiz hava, bu görüşü destekleyen unsurlar arasında.
Köyün kalbi birkaç sokaktan ibaret. Arnavut kaldırımlı dar yollar, taş kanallar, incir ve çınar ağaçlarıyla çevrili bahçeler, buraya gelenleri yavaşlamaya davet ediyor. Çoğu ziyaretçi için 2–3 saat yeterli olurken, bazıları günlerce kalıp kitap okumayı ve yürüyüş yapmayı tercih ediyor.
Eski Doğanbey’e gelenlerin mutlaka görmesi önerilen yerlerin başında Priene Antik Kenti geliyor. Athena Tapınağı, tiyatro ve agora gibi yapılarıyla antik şehir planlamasının en iyi örneklerinden biri olan Priene, bölgenin tarihsel derinliğini gözler önüne seriyor. Karina sahili, Güllübahçe ve çevredeki eski Rum yerleşimleri de doğal ve tarihi dokusunu koruyan duraklar arasında yer alıyor.
Eski Doğanbey Köyü; kalabalık, eğlence ve alışveriş arayanlar için değil. Burası sessizliği sevenlerin, doğayla baş başa kalmak isteyenlerin ve modern hayatın hızından uzaklaşmayı amaçlayanların yeri. Ziyaret ettiğinizde belki çok az şey yapacaksınız, ama tam da bu nedenle buradan farklı bir ruh haliyle ayrılmanız mümkün. Eski Doğanbey, gürültüye ve tüketime karşı sessiz bir duruş sergileyen ender Ege köylerinden biri olarak dikkat çekiyor.
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında II. Abdülhamit döneminde, Ege adalarının ticari ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Samos, Girit, Kıbrıs ve Kula gibi bölgelerden Rum yurttaşlar Domatia’ya yerleştirildi. Yaklaşık 300 hanelik köy, dönemin canlı ticaret merkezlerinden biri haline geldi. Ancak Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında yaşanan gelişmeler köyün kaderini değiştirdi. 1922’de Rum nüfusun ayrılması, 1924 mübadelesi ve ardından farklı toplulukların yerleştirilmesiyle demografik yapı tamamen değişti. Zorlu coğrafya ve yaşam koşulları nedeniyle köy zamanla büyük ölçüde terk edildi.
Bugün köydeki tüm yapılar sit alanı kapsamında korunuyor. Her taş ev, yalnızca bir konut değil; geçmişle kurulan güçlü bir bağ ve mimari miras olarak görülüyor.
Köy sakinleri, Eski Doğanbey’in popüler turizm merkezleri gibi tüketilmesini istemiyor. Bu durum bazı ziyaretçileri büyülerken, bazılarını ise hayal kırıklığına uğratıyor. Çünkü burası, hareket arayanlara değil, durmak isteyenlere hitap ediyor.
Öte yandan bazı ziyaretçiler ise az sayıda işletme, erken kapanan mekânlar ve yüksek fiyatlar nedeniyle beklentilerinin karşılanmadığını dile getiriyor. “Özel olarak gidilmez, yol üstündeyse uğranır” diyenlerin sayısı da az değil. Bu yorumlar, Eski Doğanbey’in herkese hitap etmediğini açıkça ortaya koyuyor.
Köydeki önemli duraklardan biri, eski bir Rum hastanesinden dönüştürülen Dilek Yarımadası Milli Park Müzesi. Müze, bölgenin flora ve faunasını tanıtırken aynı zamanda yürüyüş rotalarının başlangıç noktası olarak da kullanılıyor.




Yorumlar kapalı.