Hakim karşısına çıkan İmamoğlu, hakkında yürütülen ‘casusluk’ iddialarına ilişkin sert bir savunma gerçekleştirerek gündem oldu. Özellikle Hüseyin Gün hakkında dikkat çekici ifadeler kullanan İmamoğlu; “Hüseyin Gün’ü bana değil Cumhurbaşkanı’na sorsunlar. MİT Başkanı’yla, eski bakanlarla hepsiyle fotoğrafı var. MİT Başkanı size sesleniyorum; niye konuşmuyorsunuz?” diyerek Londra’da toplantıların organize edildiğini öne sürdü.
“Casusluk… Gerçekten absürtlükte sınır tanımayan, yani utanç verici bu rezilliğe gerçekten bu suçlamaya karşı savunma yapmayacağım. Yani casusluk şuymuş, buymuş vesaire; bunların hiçbirine girmeyeceğim. Yargı eliyle her türlü baskıyı, hukuksuzluğu, düşman hukukunu yaşadım, yaşıyorum. Aile boyu yaşıyorum. Yüzlerce ailenin bu sıkıntı altında nasıl bir şiddete uğradığını görüyorum. Bir Bakan ağzıyla, bir şantajın bu ülkede nasıl yapıldığını yaşıyoruz. Bir ülkenin ana muhalefet liderine, bir Adalet Bakanı’nın şantaj yaparak, ‘Bak senin hakkında itirafçı olacak’ diye 3-4 hafta önceden konuşan bir Adalet Bakanı’nın var olduğu bir ülkede yaşıyoruz; bunları yaşıyorum. Ama bütün bunların yanında bu casusluk meselesi var ya, gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum yani. Bunu da yaşattılar bize. Ve casusluktan Ekrem İmamoğlu’nu tutuklamak; hukukla, akılla, vicdanla açıklanabilecek bir şey değil. Bunun adı, aklın ve ciddiyetin tamamen terk edilmesidir.
Suçlamaların hukuki bir temelden yoksun olduğunu ve tamamen siyasi amaçlar güttüğünü belirten İmamoğlu, hem yargı sürecini hem de kendisine yöneltilen suçlamaları eleştirdi.
İmamoğlu, dava sürecini ‘akıl dışı bir zorlama’ olarak nitelendirerek “Casusluk… Gerçekten absürtlükte sınır tanımayan, yani utanç verici bu rezilliğe gerçekten bu suçlamaya karşı savunma yapmayacağım.” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, “Gerçekten bu iddianameyi tarif etmek zor Sayın Başkanım. Bu metin; siyasetin, talimatla yürütülen yargı süreçleri aracılığıyla hukuku nasıl zorladığının, yargının itibarını nasıl yerle bir ettiğinin ibretlik bir belgesidir. İbretlik bir belgedir bu. Eğer Türk yargısının bir ‘utanç belgeleri müzesi’ olsa, o iddianame, şuradaki bu rezalet, o duvara ilk asılan metin olur. İftiranın büyüklüğüne bakar mısınız ya? Casusluk, vatan hainliği… Ekrem İmamoğlu’ndan, Necati Özkan’dan, Merdan Yanardağ’dan casus ve vatan haini çıkarmaya çalışıyorlar. Böyle bir şeyi akıl edenler, yazanlar, altına imza atanlar hukukla değil, utançla anılacaktır. Tarihe geçti; onları ben de kurtaramam bundan sonra. Yani ben desem ki ‘Bunları affedin’, bu millet affetmez yani. İşte 19 Mart siyasi darbe süreci ile birlikte kurulan bu hukuk dışı düzende savcılıklar meşruiyetini kaybetmiş varlığını korumak için faaliyet gösteren parti bürolarına dönüştürülmüştür. Ben bunu yaşıyorum; her gün, iki senedir her gün yaşıyorum… ” şeklinde konuştu.
“Türk ordusu için yetiştirilmiş bir hukukçuyu, siyaset biliminde hem Türkiye’de hem dünyada yer edinmiş Necati Özkan’ı ve herkesin saygı duyduğu gazeteci-yazar Merdan Yanardağ’ı da bir kurgunun içine katarak “vitrin bir dosya” üretmek… Niye? “Ekrem İmamoğlu zaten imha edilecek. Necati Özkan’ın tutsaklığını uzatalım. Merdan Yanardağ’ın da kanalına çökelim! Kanalına çökelim ve susturalım.” Bir de Merdan Bey, bu sistemin basın ayağı! Kendisi burada; ben Merdan Bey’i kanalına programa gittiğimde belki iki, belki üç kez ziyaret etmişimdir. Onun dışında, kendisine yönelik hukuksuzluklar yapıldığında telefon açıp “Geçmiş olsun” demişimdir. Kaldı ki kendisinin aleyhime de çok yorumu olmuştur; gazetecidir sonuçta. Gerçekten söylüyorum, açıp bakabilirsiniz. Vallahi hatırlamıyorum, kusura bakmasınlar; belki beni tebrik ziyaretine gelmiştir, ben gelip gelmediğini dahi hatırlamıyorum.”




Yorumlar kapalı.