Son olarak, beş belediye başkanının birden gözaltına alındığı belirtilen bir operasyon dalgası yaşandı. Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Gazi Osmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe, Avcılar Belediye Başkanı Utku Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar bu isimler arasında yer alıyor. Operasyonun beinci mi altıncı mı olduğu konusunda tartışmalar olsa da, beş belediye başkanı hakkında gözaltı kararı verildiği doğrulanıyor. (Bu haber https://www.avazturk.com tarafından yapılmıştır. Bu ve daha fazlasını öğrenmek için lütfen bu linkimizi takip edin.) Bu son dalgayla birlikte, CHP’de tutuklu veya gözaltında olan belediye başkanı sayısı artık 10’lu rakamlarla ifade ediliyor. Belediyelerin daire başkanı, genel müdür, direktör seviyesinde onlarca ismin gözaltına alınıp tutuklanması, işin siyasi boyutunu güçlendiriyor.
Operasyonların dayanağının, daha önce Beşiktaş Belediyesi operasyonunda tutuklanan ve iddiaya göre rüşvet verdiğini itiraf eden Aziz İhsan Aktaş adlı bir ismin beyanları olduğu belirtiliyor. Aktaş’ın, bu belediyelerden iş almak için rüşvet verdiğini iddia ettiği ve “bir sistem” anlattığı öne sürülüyor. Ancak burada dikkat çekici bir durum var: Suç örgütü lideri olarak kabul edilen bir kişinin, itirafçı olduktan sonra serbest kalması ve giderken birçok belediye başkanını ihbar etmesi, soruşturmanın gidişatını “çok enteresan bir dönem” olarak tanımlamasına yol açıyor.
Zeyrek, bu duruma karşı “kimse kusura bakmasın” diyerek net bir tavır ortaya koyuyor. Günlerdir, haftalardır AK Parti’li belediyelerdeki yolsuzlukları ve usulsüzlükleri anlattıklarını hatırlatıyor. (Bu haber https://www.avazturk.com tarafından yapılmıştır. Bu ve daha fazlasını öğrenmek için lütfen bu linkimizi takip edin.) Özgür Özel’in de TBMM grubunda Fatih, Bahçelievler, Bayrampaşa belediyelerindeki uygulamaları anlattığını belirtiyor. Ayrıca, Dalaman Belediyesi’nin bir önceki başkanı tarafından denize sıfır, milyonlar harcanarak yapılan ancak Orman Genel Müdürlüğü tarafından yıkılan binanın kamu zararı olduğunu ve bunların da suç teşkil ettiğini vurguluyor. Ancak bu vakaların hiçbirine operasyon yapılmadığının altını çiziyor.
AK Parti iktidarındaki belediyelere dokunulmazken, CHP’li belediye başkanı sayısının onlarla ifade edilmesi ve CHP’li belediyelerde neredeyse yönetici kalmaması durumu, “bu işte bir iş var” yorumuna neden oluyor. Aynı iddialarla suçlanan birçok AK Parti’li belediye, bakanlık ve kamu kurumu varken, yalnızca CHP’li belediyelere “patır patır operasyon yapılması”, Zeyrek tarafından “kötü niyetli siyasi bir tavır” olarak değerlendiriliyor. İddiaların temelinde “bağış istenmesi” gibi konuların yer alması da tartışmalı bulunuyor; zira iddia sahibi, iş almak için spor kulüplerine veya başka yerlere bağış yaptığını, bunu da zorunlu gibi gösterdiğini söylüyor.
Kaynaktaki bilgilere göre, ihale alan şirketlere AK Parti il başkanlıklarından seçimlerde afiş yaptırma veya araba tahsis etme gibi talimatlar gittiğini bildiğini belirten Zeyrek, Murat Kurum’un İstanbul kampanyasını AK Parti parasıyla mı yoksa başka kaynaklarla mı yaptığını soruyor ve belgelerin şeffaf bir şekilde ortaya konulması gerektiğini savunuyor.
Aziz İhsan Aktaş’ın kamu ihalesi almak için “40 takla attığını” ve başka AK Parti’li belediyelerle de iş yaptığını belirtiyor. Isparta Belediyesi’ne “galaksinin en pahalı aracını hediye ettiği” olayına dikkat çekiyor ve bu konuda herhangi bir işlem yapılmadığını, hediyenin ne karşılığında verildiğinin öğrenilemediğini ve konunun hemen kapatıldığını ifade ediyor. (Bu haber https://www.avazturk.com tarafından yapılmıştır. Bu ve daha fazlasını öğrenmek için lütfen bu linkimizi takip edin.) Eğer Aziz İhsan Aktaş’ın yöntemi buysa, iş yaptığı bütün belediyelerin tek tek incelenmesi gerektiğini söylüyor.
Aziz İhsan Aktaş’ın ortağı Gürkan Dölekli ile ilgili de önemli bir ayrıntı paylaşılıyor. (Bu haber https://www.avazturk.com tarafından yapılmıştır. Bu ve daha fazlasını öğrenmek için lütfen bu linkimizi takip edin.) Nefes gazetesinde yer alan fotoğrafta Gürkan Dölekli’nin, Mehmet Şimşek, Selman Reşitoğlu ve Abdurrahman Reşitoğlu ile Londra’da bir arada olduğu görülüyor. Mehmet Şimşek’in bu aileyle sadece konut alımı konusunda ortak olduğu yönündeki önceki açıklamasının aksine, bu fotoğraf “gördüğüm bilmem kaçıncı fotoğrafı bu aileyle” diyerek mevcut ilişkiye dikkat çekiyor. Fotoğraftaki diğer isimlerin “ihale kralları” ve “vergi ödemeyen vergide çıplak olan ama ihalede kral olan arkadaşlar” olarak tanımlanması da manidar bulunuyor. Zeyrek, Mehmet Şimşek’in bu duruma ne diyeceğini ve Gürkan Dölekli’yi kurtarmak için nasıl bir çaba içine girileceğini merak ettiğini ifade ediyor. Ayrıca, Gürkan Dölekli’nin de yakında itirafçı olabileceğini ve bu sürecin itirafçılıktan iftiracılığa dönüştüğünü belirtiyor. İş insanlarının kendilerini kurtarmak için belediye çalışanlarına iftira attığını, çünkü ortada belge olmadığını öne sürüyor. “Kanıtla kardeşim yok ben verdim sen kendini kurtarmak için böyle bir yalan söylemediğini nereden bileceğiz biz” diyerek sürecin sorgulanabilirliğini vurguluyor.
Soruşturmanın yürütülme şekliyle ilgili daha vahim bir iddia da dile getiriliyor. Özgür Özel’in Düzce mitinginde açıkladığı üzere, soruşturma kapsamında Kandıra cezaevinde yatan bir kişi, duruşması veya revirde olmadığı halde, soruşturmayı yürüten başsavcı ve iki savcı tarafından odalarına alınmış ve itirafçı olması için ikna edilmeye çalışılmış. “İnanılmaz şeyler bunlar” olarak nitelendirilen bu durumun, cezaevi yönetimi haberi olmadan, mahkumun kayıtlara geçirilmeden alınması şeklinde yaşandığı iddia ediliyor. Böyle bir soruşturma yürütülme biçiminin görülmemiş olduğu belirtiliyor.
Fatih Belediyesi ile ilgili Sayıştay belgesi gibi belgeli iddialara rağmen hiçbir şey yapılmazken, CHP’den onlarca ismin gözaltına alınmasının yargıyı siyasi amaçlar için kullanmak anlamına geldiği iddia ediliyor. Bu soruşturmanın bu halde devam etmesi durumunda “bir CHP operasyonu olarak algılanacağı” ve hatta “gerçeği de ona dönüşmeye başladığı” ifade ediliyor. Türkiye’de bir yandan CHP’ye kayyum atama meselesinin konuşulduğu, diğer yandan da CHP’li başkanların ve belediye bürokrasisinin gözaltına alınıp cezaevlerine doldurulmaya çalışıldığı belirtiliyor. İstanbul’da soruşturmada adı geçmeyen müteahhitlerin bile çağrılıp “sizden de rüşvet aldılar mı” diye sorgulandığı iddia ediliyor. (Bu haber https://www.avazturk.com tarafından yapılmıştır. Bu ve daha fazlasını öğrenmek için lütfen bu linkimizi takip edin.) Bu durum, gazetecilik hayatında görülmemiş bir soruşturma yöntemi olarak tanımlanıyor ve Stalin’in sağ kolu Beriya’ya atfedilen “Siz adamları getirin biz ceza kanunundaki ilgili maddeleri buluruz” sözüyle benzeştiriliyor.
Bu ortamda, hukukun üstünlüğü ilkesinin her geçen gün darbe yediği ve örneğin Ekrem İmamoğlu’nun resimlerinin yasaklanmasının absürt olduğu belirtiliyor.
CHP’li belediyelere yönelik operasyonların neden “dalga dalga” yapıldığı sorusu üzerine, bunun Ergenekon soruşturmasına benzediği ve “turpu bulana kadar devam edecekleri” öngörüsünde bulunuluyor. Yani varsa “turpun büyüğü”, onu bulana kadar sürecin süreceği düşünülüyor.




Yorumlar kapalı.