Dervişoğlu, TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldüğü esnada muhalefetin çalışmaları sonucu geri çekilen İklim Kanunu Teklifi’ne ilişkin şunları söyledi:
“Türkiye’nin dört bir yanında üreticilerimizi perişan eden zirai don ile ilgili olarak, TBMM’de grubu bulunan partiler ortak bir önerge vermek istediler. Bu önergeye, iktidar partisi de katılmak istedi. Grubumuz ise, iktidar partisinin bedelsiz siyaset yapma alışkanlığına itiraz ederek, iktidardan iklim yasasını geri çekmesi karşılığında ortak öneriye razı olacağını belirtmiştir. Bunun üzerine dün itibariyle iklim yasa taslağı geri çekilmiştir. İYİ Parti olarak, mevcut haliyle iklim yasasına karşıydık. Sebebi çevreye karşı duyarsızlığımız değil, Türk milletine karşı sorumluluğumuzdu. Milletimizin sorumlusu olmadığı iklim krizinin sonuçlarını milletimize ödetecek olan yasa tasarısına müsaade edemezdik. Siyaset millet menfaati için yapılır. Siyasi stratejinin hedefi millet menfaatini korumaktır. Bu vesileyle, iklim yasasını geri çektirerek, milletimizi hazır olmadığı bir yükten kurtaran İYİ Parti grubunu tebrik ediyorum.”
Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“Bugün 16 Nisan, Türkiye’yi dibi görünmeyen bataklığa sürükleyen o kara bulutların toplandığı referandumun yıl dönümü. Yoksulluğu yöneten ekonominin, itibarsız diplomasinin, gelmeyen adaletin, geçindirmeyen maaşların yıl dönümü. Bacaları sönen fabrikaların, terk edilen tarlaların, gençlerin yiten umutları, emeklilerin perişanlıklarının yıl dönümü. İşte tüm bunlar o referandumun üzerinden geçen 8 yılın özetidir. Bezirgan saltanatı ve saray sultasının istibdadıyla, cumhuriyet tarihi boyunca alınan uygar mesafe eriyip gitmiştir. Kalkınmış ülkelerle yarışan hedeflerimiz, muz cumhuriyetlerinin karnesine eşitlenmiştir. Daha o zamanlarda, bugünleri öngörüp, ‘Türk milliyetçileri hayır diyor’ diyerek il il, ilçe ilçe, kapı kapı gezdik. Memleketin başına neler geleceğini tek tek anlattık. Tehlikeyi gören Türk milleti ile kavli karar ettik. Hesap edemediğimiz ise; ettikleri yeminleri hiçe sayarak mühürsüz zarfları geçerli sayanların, devlete ve millete değil, iktidara hizmeti görev addetmiş olmalarıdır. Referandumun kirletilip, milli iradenin gaspına cüret edilmesidir. Geldiğimiz noktada ise; Türkiye, son 8 yıldır bu tuzağın bedelini ödemektedir.
Bu bedel, açlık sınırı altındaki emekli maaşlarıdır. Bu bedel, her geçen gün eriyen asgari ücret sarmalıdır. Bu bedel, bağına, tarlasına ve bahçesine bakamayan çiftçi, vize kuyruklarında gelecek arayan gençler, korkan kadınlar, kaynamayan tencere, tedirgin iş dünyası, yer ve yetki güvencesinden mahrum bürokrasidir. Bu bedel, Türk milleti adına değil, tek adamın lehine karara zorlanan yargı, ‘Mış’ gibi yapan milli Meclis, kaçan yatırımlar, itibarsız dış politika, İsraf dolu saray saltanatıdır. Bu bedel, yitip giden yıllarımız ve borçlandırılan geleceğimizdir. Bu bedel, yaralanmış cumhuriyetimizin ta kendisidir.
Bugün Erdoğan ve iktidarı, ‘Saray kadıları’ eliyle başlattıkları soruşturmalarla, sarayın keyfi ile işlettirilen ceza mekanizmalarıyla, sarayın yargı ve bürokrasi içinde öbeklenmiş aparatlarıyla, işgal yönetimleri ve manda valileri gibi hareket edebiliyorsa sebebi işte bu OHAL bağımlılıkları ve istibdat hevesleri ile yaşama geçirilmiş, adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ‘tek adam’ rejimidir. Krizle gelen, kaosla yerleşen, sürekli olarak yeni kriz ve kaoslarla vatandaşı kutuplaştıran bu iktidar, varlığını ve devamlılığını buna borçludur. Devletin bekasını, milletin refahını bunun için kurban etmiştir. Muhtaç kılmak için yoksulluğu yaratıp sürdürürken, tabi kılmak için korkuyu yaratıp sürdürür. 8 yıl önce, 15 Temmuz şartlarına sığındılar. OHAL’i kendilerine hem kılıç hem kalkan yaptılar. Teşebbüs aşamasında kalmış bir darbeyi düşünceden eyleme geçirmeyi başardılar. Mühürsüz zarfları, geçerli kabul ettirip buna utanmadan ‘milli irade’ dediler. 8 yıldır, devleti kurumlarıyla birlikte çürüttüler, 8 yıldır yandaşlarını kayırıp semirttiler, Türk milletini zayıflatıp ezdiler. 8 yıldır Türk milletinin anasından emdiği helal sütü burunlarından getirdiler, en çok da gençlerimizi. Gençlerimiz, umutsuzluk ve kaygı içerisinde, bıçak kemiğe dayanmış halde hayata tutunmaya çalışıyorlar. Vatanlarında kalmaya, vatana faydalı olmaya uğraşıyorlar. Dimdik duruyorlar, itiraz ediyorlar, korkunun üzerine üzerine yürüyor, susmuyorlar. Onlar, umutlarını yeniden fethetmeye çabalıyorlar. Ellerinde Türk bayraklarıyla, akıllarında Mustafa Kemal, geleceklerinin kurtuluş mücadelesini veriyorlar. Cumhuriyeti emanet bildikleri, adaletsizliğe karşı dilsiz şeytanlar olmadıkları için, anayasal haklarını kullanıp haklı itirazlarını haykırdıkları için haksız ve hukuksuz şekilde tutuklanan gençlerimizi tekrar selamlıyorum. Ailelerine, okullarına, arkadaşlarına bir an önce kavuşmaları için onlardan aldığımız ilhamla mücadelemize devam ediyoruz.
Anayasa’yı heybesine atıp sarayın mahzenlerinde saklayanlar için elbette böyle bir hak mevzu bahis değildir. Böyle bir rejimde demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Yasamanın işlevsizleştirildiği, Seçim Kanunu’nun iktidar ve ortaklarına hizmet ettiği bir sistemde, demokrasi çoktan bu toprakları terk etmiştir. Bunun tek panzehiri ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ tezimizdir. Parlamenter sistem, kuvvetlerin birbirinden ayrıldığı, milli iradenin güçlendiği, devletin ve kamu idaresinin keyfiyetten arındırılıp kurallara bağlandığı bir sistemdir. Ve bu sistemin tek kriteri, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup olmadığınızdır. Doğulunun batılının, kuzeylinin güneylinin, kadının erkeğin, yaşlının gencin, hiç kimsenin vatandaş olmak, yurttaş olmak dışında başka bir kimliğe ihtiyaç duymadığı sistemdir. Hukukun, adaletin ve özgürlüğün hakim olduğu, her bir vatandaşın bu devlette hak ve pay sahibi olduğu, kamuda yer ve yetki teminatının mevcut ve değiştirilemez olduğu bir sistemdir.
Türkiye’nin her geçen şahsileşen, şahsileşirken de şahsiyetsizleştiren tek adam rejiminden kurtarılması şarttır. 23 Nisan’da kuruluşunun 105’inci yılını kutlayacağımız Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tek ve gerçek gündemi bu olmalıdır. Mevcut sistemin kanıksanmasına vesile olmaktan başka hiçbir işe yaramayan arayışlarla zaman kaybetmenin anlamı yoktur. İhtiyaç duyduğumuz şey; ilkede, tavırda, ve amaçta ortak hareket edecek bütünleşik muhalefet anlayışıdır. Dilde, fikirde, işte birlik gerekmektedir. Dilimiz adalet, fikrimiz hürriyet, işimiz ise cumhuriyettir. Türk milletine giydirilen bu deli gömleğini hep birlikte yırtıp atacağız. Bu şerefli, şahsiyetli ve yüksek seciyeli millet için, milletimizin hak ettiği yönetim biçimini, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi yeniden imar ve inşa edeceğiz.




Yorumlar kapalı.