Dervişoğlu, konuşmasında şunları kaydetti:
“Yarın 6 Şubat depreminin yıl dönümü. Acılar halen taze, yaralarsa halen açık. 50 binin üzerinde insanımız canını kaybetti, 107 binin üzerinde kişi yaralandı, birçoğu ömür boyu taşıyacağı hasarlar aldı. Yüz binlerce insan yakınlarını kaybettiği, ev ve iş yerlerini, yani yuvalarını ve ekmek teknelerini kaybettiği felaketin 2. yılındayız. Halen sayılarını bilmediğimiz ama en az 2 milyonun üzerinde yurttaşımızsa memleketlerinden, doğup büyüdüğü, atasının mezarının olduğu topraklardan uzaktalar. Ölenlere bir kere daha rahmet, kalanlara ise sabır ve selamet diliyorum. 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden 11 ilimiz, 14 milyon insanımız etkilendi. En az 518 bin konut doğrudan yıkıldı veya ağır hasar aldı. Bundan çok daha fazlası ise kullanılamaz hale geldi.”
“Recep Tayyip Erdoğan, 850 bin konut ve iş yeri yapılacağını söyledi. Bunların da 319 binini, 1 yıl dolmadan teslim edeceğini defalarca, medyada ve meydanlarda anlattı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Kurum’un ve Erdoğan’ın, geçen hafta itibarıyla açıkladığı verilerden 201 bin 688 bağımsız bölümün teslim edildiğini öğreniyoruz. Bunların ne kadarının altyapısının, yolunun, suyunun, elektriğinin, mutfak, banyo gibi yaşamsal birimlerinin gerçekten tamamlanıp tamamlanmadığını tahmin etmekse hiç zor değil. Ben deprem bölgesini gezdim. Teslim edildiği söylenen binaların henüz tamamlanmamış olduğunu yerinde tespit ettim. Ayrıca deprem bölgesinde enkaz halen yerinde duruyor ve asbestten kaynaklanan yaşamsal tehdit bölge halkını da tehdit etmeye devam ediyor. İnşaat ihalelerinin, kapı, pencere, boya, altyapı gibi alt ihalelerin nasıl yapıldığını da aşağı yukarı biliyoruz. Peki bir bakalım. Verilerini gerçek, evleri ise kullanıma hazır varsayalım. Depremin üssü olan şehirlerimizde ne kadar ev lazımmış, ne kadarını yapmışlar? Hatay’da 254 bin ev yapacağız demişler. 45 bin teslim etmişler. Maraş’ta 112 bin yapılacakmış, 34 bin teslim edebilmişler Malatya’da ise 103 bin konut yapacağız demişler, şimdiye kadar sadece 26 bin vatandaşımıza konut teslim etmişler. Kısaca, 1 yıl içerisinde teslim edeceğiz dedikleri sayının yarısına 2 yılın sonunda ulaşabilmiş değiller. Yani 850 bin konut ve iş yeri yapacağız demişler buna karşılık bunun sadece 200 bini yani dörtte birinden daha azı yapılmış durumdadır. Başarı oranları budur yüzde 23.”
“Hatırlarsanız saraydaki zat, deprem günü 25 saat boyunca ortalarda görünmedi. Muhtemelen seçim öncesi başıma iş açıldı diye, en uygun propaganda dilini arıyordu. Sonra ekranlarda 25 saat sonra göründüğünde de adeta ‘ne diye öldünüz’ yüz ifadesiyle ekranlara çıktı, depremin maddi ve manevi enkazı altında kalan 85 milyon insanı azarlayarak, 22 yıldır, yalanlarını varakla çerçevelemek için kullandığı ne anlama geldiği belli olmayan bir sürü rakamı uzerimize boca etti. En sevdiği şeyi yaparak ‘OHAL’ ilan etti! Bugünün gündem çılgınlığı içerisinde unutulabilir, depremin ilk saatlerinden itibaren bir şey daha yaptı. Partili cumhurbaşkanı kontrolündeki devlet organları, muhalefet partilerinin yönettiği belediyelerin başta da İstanbul ve Ankara Büyükşehir belediyelerinin yardım faaliyetlerine engel olmak için seferberlik, adeta seferberlik ilan etti. Bu seferberlikleri, deprem seferberliğinden çok daha etkindi ve güçlüydü. O sırada akıl, izan ve vicdan sahibi bütün vatandaşlarımız ise karınca kararınca, elindeki imkanlarla, yardım toplamaya ve deprem bölgesine ulaştırmaya çalışıyordu. İYİ Parti olarak biz de bu tarihi sorumluluğu yerine getirmek üzere çaba sarf ettik. Emeği geçen arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Ortada olması gereken bir kurum vardı, başkanı meşhur Kızılay. Gördük ki, onlar da meşgulmüş ve çadır satışlarıyla uğraşıyorlarmış. Altyapı ve Ulaştırma Bakanı ise interneti kesmekle, yayın yasakları getirmekle meşguldü. Kısaca iktidardaki herkes, kendine yakışan işle meşguldü. O kısıtlamalar sebebiyle ne kadar vatandaşımızın ulaşılamadığı için öldüğünü veya ağır kayıplar yaşadığını ise asla öğrenemeyeceğiz. Çünkü bunlar Erdoğan’ın çok sevdiği rakamlar içerisinde yer almayacak.”
“Yine hatırlatalım. Evet felaket çok büyüktü ve milletimiz haklı olarak, hakkı olan soruyu soruyordu, ‘Nerede bu devlet’ diyordu vatandaşlarımız. Haliyle, ona ilk yardım elini uzatmasını beklediği kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ve Mehmetçiği yardımına koşmak üzere bekliyordu. Enkaz altında yaşam mücadelesi ve enkaz dışında ise hayata tutunma mücadelesi veren insanlarımıza Mehmetçiğimiz ancak 41 saat sonra ulaşabildi. Sebep neydi? TSK’nın zafiyeti mi? Hayır. Sebep, gölgesinden korkan çakma padişahın paranoyasıydı. Türk Silahlı Kuvvetleri, üstelik, bölgede sahip olduğu birlikleriyle böyle bir işin altından en kısa sürede kalkabilecek tek kurumken AFAD’ın talebi ulaşmadığı için, yani Cumhurbaşkanı’nın keyfi gelmediği için arama kurtarma çalışmalarına katılamadı. Hem de en önemli ilk 36 saat içerisinde. Binlerce insanımız bu sebeple enkazların altında can verdi. Sonrası malum, 2023 genel seçimleri dönemidir. Elbette hiçbirimizi şaşırtmayacak şekilde Erdoğan il gezilerdeydi. Deprem bölgesinde ise, başta da Hatay’da, ‘Oy yoksa, hizmet yok’ diye Türk milletini sigaya çekiyor ve bunu yapmaktan da hiç çekinmiyordu.”
“Evet, aradan iki yıl geçti. Halen yaralar taze, halen şehirlerimiz enkaz altında. Ne oy verene ne de vermeyene doğru dürüst hizmet gidebilmiş değil. Vatandaşlarımız halen evinde yurdunda değildir. Dahası, rezerv alan yasası adı altında çıkardıkları yasayı yeniden inşa faaliyetlerine, deprem güvenliğine değil, vatandaşın malına, mülküne çökmekte kullanıyorlar. Geçtiğimiz ay gidip bizzat yerinde gördüğümüz üzere, başta Malatya, Adıyaman, K.Maraş ve Hatay’da. Milletimizin tapulu mallarına, üstelik sadece şehir merkezinde değil, köylerdeki arsa ve tarlalarına da ‘kentsel dönüşüm’ ve ‘inşaat’ bahanesiyle birileri el koymaktadır. Memleketi bir çete mantığıyla idare eden iktidara koşut olarak bu bölgelerde inşaat ve emlak çeteleri türemiştir. Şikayetler umursanmamakta, yargı harekete geçmemektedir. Çöken çöktüğüyle, mağdur vatandaş, mağdur olduğuyla kalmaktadır.”
“Haftalardır milletin kürsüsünden devletin nasıl çürütüldüğünü, kurum ve kuruluşlarının nasıl yozlaştırıldığını birbirinden acı örneklerle anlatıyorum. İktidarın akıl almaz işleri, devlet yönetme ciddiyetinden ve niyetinden uzak hal ve hareketleri, milletimize işsizlik, yoksulluk, umutsuzluk olarak geri dönmektedir. Adam kayırmacılığının, ben yaptım oldu anlayışlarının bedelini, yangınlarda, sellerde, türlü ihmal ve umursamazlık dolu hadiselerle, Yenidoğan Çetesi olayında olduğu gibi kaybettiğimiz bebeklerimizle kısaca vatandaşlarımı canlarıyla ödemektedir. Bir kez daha üzerine basa basa söylüyoruz ki, iktidar Türkiye’yi bırakın yönetememeyi, yönetmemektedir. Bu iktidar, bu ülkeyi rehin koyabileceği bir sermaye olarak sömürmektedir. İşgal ordusu gibi, sömürge şirketi, manda idaresi gibi kanını emmektedir. Devlet bir grup rantiyecinin elinde oyuncağa çevrilmiş, devletin tüm kurumları ahbap-çavuş ilişkisine teslim edilmiştir. Geride bıraktığımız her hafta şaşırma eşiklerimiz aşılmakta, geleceğimizin geçmişten daha karanlık olacağının sinyali bu iktidar tarafından verilmektedir.”



