Halbuki CB sisteminde, devlet idaresindeki yerleşik kuralların nasıl gevşetilerek partizanlığın nasıl kurumlaştırıldığını görmek için bu olay çok önemli bir örnekti.
Hemen bütün üst düzey kamu bürokrasisinde liyakatin yerine siyasetin öne geçmesinin bir özetidir bu…
CB sisteminde, bakanlıklardaki geleneksel müsteşarlık kurumu kaldırıldı. Yerine Bakan Yardımcısı diye bir kurum getirildi.
Müsteşarla bakan yardımcısı arasında hayati derecede önemli fark şu: Müsteşar ilgili bakanlığın kamu yönetiminde veya yargıda kademelerden geçerek yıllar içinde tecrübe kazanmış bir devlet memuru idi…
Adalet Bakanlığı Müsteşarı hakkında kanun şöyle diyordu:
“Bakanlık müsteşarlığı ve müsteşar yardımcılıklarına, adlî yargıda hakimlik ve savcılık mesleğinin birinci sınıfına mensup olanlar arasından; müşterek kararla atama yapılır.” (2802 Sayılı Kanun md. 37)
CB sisteminde ise, Bakan Yardımcısı’nı partili Cumhurbaşkanı tek imzayla atamaktadır…
Daha önemlisi Adalet Bakan Yardımcısı için “adlî yargıda hakimlik ve savcılık mesleğinin birinci sınıfına mensup olmak” şeklindeki liyakat şartı da kaldırıldı!
Cumhurbaşkanı, böyle bir liyakati bulunmayan diplomalı birini Adalet Bakan Yardımcısı atayabilir…
Bilhassa Adalet Bakanlığı ve anayasaya göre bağımsız ve tarafsız olması gereken HSK üyeliği için mesele son derece önemli. Birinci sınıfa yükselecek kadar hakim-savcı olarak çalışıp adalet mesleğini ve ruhunu özümsemiş biri ile, aynı makama atanmış bir eski iktidar milletvekilinin duygu ve davranışları aynı olabilir mi?




Yorumlar kapalı.