Gazete Oksijen’de yer alan habere göre Epstein, California merkezli bir sperm bankasında muhafaza edilen örneklerinin ölümünden sonra imha edilmesini istemedi. 2016 tarihli sözleşmede, ölüm halinde söz konusu materyalin kontrolünün mirasını yöneten kişi veya kurumlara geçeceği belirtiliyor.
Belgeler, Epstein’ın en geç 2012 yılı itibarıyla sperm saklama hizmetinden yararlandığını gösterirken, bu örneklerin bugün hala korunup korunmadığı netlik kazanmış değil. Bankanın bağlı bulunduğu şirket, şu anda Epstein’a ait herhangi bir numunenin saklanmadığını açıklasa da konuyla ilgili ayrıntı vermedi.
Belgelerin ortaya çıkmasının ardından, ölüm sonrası üreme teknolojileri ve etik sınırlar yeniden tartışma konusu oldu. Rutgers Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden biyoetik uzmanı Kimberly Mutcherson, bir kişinin sabıka kaydı veya geçmiş suçları nedeniyle üreme teknolojilerine erişiminin sınırlandırılmasının ayrı bir tartışma alanı oluşturduğunu belirtti. Ancak Mutcherson, kamuoyunun bazı vakalarda bu tür uygulamaları ‘kabul edilemez’ bulmasının da anlaşılabilir olduğunu ifade etti.
Epstein’a yakın bazı isimler, iş insanının yaşamının son dönemlerinde kendi genetik mirasını geniş ölçekte yayma fikrinden söz ettiğini daha önce anlatmıştı. Yeni belgelerde yer alan tıbbi kayıtlar ve elektronik postalar da Epstein’ın üreme kapasitesiyle yakından ilgilendiğine işaret ediyor. Kayıtlara göre Epstein, bir dönem sperm sayısını artırabildiği bilinen bazı tedaviler gördü ve bu konuda çeşitli cihazlar ile yöntemleri araştırdı.
Belgeler, Epstein’ın ölümünden yıllar sonra bile kamuoyunda tartışılmaya devam edecek yeni soru işaretleri bıraktığını ortaya koyuyor. Numunelerin akıbeti ve gelecekte kullanılıp kullanılamayacağıysa şimdilik belirsizliğini koruyor.




Yorumlar kapalı.