Kur’ân-ı Kerîm’de ise ilke olarak sivil ilişkilerde haksızlığa uğrayanın, intikam yerine, kendisine haksızlık yapanı affetmesi bir erdem olarak görüldü. Özellikle Medine döneminde bunun tersini bildiren ayetler de gelmiş ve uygulamalar olmuştur; ancak bunlar tarihî gelişmelerle sınırlı olup, evrensel olanlar, af ve barış amaçlı hüküm ve uygulamalardır.
Bu konuda en çok delil gösterilen ayetlerden biri şöyledir:
“Affedici ol, iyiliği emret, cahillere / küstahlara (câhilîn) aldırma.” (Aʿrâf 7/199)
İlk ve en saygın müfessirlerden Taberî, bu ayetin affetmeyle ilgili kısmını açıklarken özetle şöyle der:
“Bu buyruk, Hz. Peygamber’in putperestlere karşı tutumunun nasıl olması gerektiğini açıklamaktadır. Daha genel olarak, bu ayetle Yüce Allah Peygamber’e ve Müslümanlara, insanların ahlâka aykırı tutumları konusunda affedici olmalarını emretmiştir.” (Câmiʿu’l-Beyân, Kahire 2001, X, 642).
Taberî, tefsirinin başka yerlerinde (X, 643) bu ayetle ilgili olarak şöyle bir rivayet aktarır:
“Yüce Allah, ‘Affedici ol, iyiliği emret, cahillere aldırma’ anlamındaki ayeti gönderince, Cebrail Hz. Peygamber’e, ‘(Bu ayette) Allah, sana kötülük edeni senin affetmeni, senden esirgeyene senin vermeni, senden uzaklaşana senin ulaşmanı emrediyor’ demiştir.”
Bu ayetin hükmünün evrensel olduğunu söyleyen Taberî gibi âlimler, İslâm’ın öngördüğü genel toplumsal ilişki biçiminin barışçı ilişki olduğunu, bu ayette ve Cebrail’in sözünde sıralanan erdemlerin de bu barışçı ilişki biçimini oluşturan erdemlere birer örnek olduğunu düşünmüşlerdir.
İmam Mâtürîdî’nin bu ayetin affetmeyle ilgili kısmına getirdiği farklı açıklamalardan biri şöyledir:
“Zalimlerin zulümlerini affet, ayak takımının (süfehâ’) küstahlıklarına aldırma; onlara yumuşak davran” (Teʾvîlât, Beyrut 2005, V, 119).




Yorumlar kapalı.