Kimi zaman gelir, global rüzgarın yönü değişir. Bir ülkeye yönelik stratejik beklentiler, o ülkenin konumu, onunla iş birliği arayışları özellikle Batı için demokrasi ilkelerinden daha çok önem taşır. Bugün İmamoğlu’na yönelik adımları Avrupa’nın, Amerika’nın sınırlı tepkilerle geçiştirdiği gibi…
Şu örnek yeter: Genişlemeden sorumlu AB komiseri Kos’un İmamoğlu’nun tutuklanması gerekçesiyle belki Türkiye gelişini ve Fidan’la görüşmesini iptal ediyordu; ancak diğer taraftan Türk ve Fransız dışişleri bakanları geleceğe yönelik stratejik iş birliği toplantısı yapmaktan geri kalmıyordu.
Erdoğan, İmamoğlu adımını atarken, uluslararası iklimi ve Türkiye’nin bu iklimdeki yerini, stratejik değerini ayrıntılı düşünmemiş olsa bile, refleksif olarak değerlendirmiş olmalıdır.
Türkiye, Suriye’de ve Ortadoğu’da önemli bir bölgesel bir güç ve oyuncu, önemli bir müttefik adayı, güçlü bir orduya sahip ve Avrupa Birliği’nin kendi ordusunu inşa arayışında önemli bir güç, ABD ve Avrupa arasında önemli bir tampon…
Bu tablo Batı nezdinde İmamoğlu adımını bastırıyor, maskeliyor.
Diğer bir deyişle, ne yazık ki, global rüzgarlar otoriter değerleri, istikrar, devlet, güç ve lider unsurlarını yükseltiyor.
Bu durum ise Türkiye’nin anti-demokratik ilerleyişine imkan ve hız veriyor.
Global rüzgarları nasıl okumalı?
Global düzeyde üç büyük kriz veya yarılma yaşanıyor.
İlki şu:
Avrupa, ABD’yle birlikte global dalgalara yön veren sıcak güç merkezlerinden birisi. Uzun süredir Doğu Avrupalı Macaristan, Polonya, Çekya gibi ülkelerin liberal demokrasi ve milli egemenlikte yetki devri gibi konularda direnciyle karşılaşıyor ve içinde bir yırtılma yaşıyor. Liberal demokrasinin karşısına bu ülkeler liberal olmayan demokrasi anlayışıyla çıkıyorlar. Avrupa’nın kurucu özü kökten zarar görüyor, liberal demokrasi kurumları güç yitiriyor.
İkinci kriz gelince…




Yorumlar kapalı.