1. Haberler
  2. Ankara
  3. Gündem
  4. Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç ‘Bahar Konferansı’nda konuştu: Toplum ifade özgürlüğü yerine susmayı tercih ediyor

Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç ‘Bahar Konferansı’nda konuştu: Toplum ifade özgürlüğü yerine susmayı tercih ediyor

featured

Demokrasi Platformu tarafından “Bahar Konferansları” çerçevesinde, Ankara’da bir otelde “Önce Siyaset Değişmeli” konulu konferans düzenlendi. Açılış konuşmasını Platform adına eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yaptığı konfransı eski Kültür ve Turzim Bakanı Ertuğrul Günay yönetti. Konferansta ANKARAGÜNDEM yazarı Taha Akyol, eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, sosyolog Doğu Ergil ve Bekir Ağırdır da konuşma yaptı.

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, konferansta şunları kaydetti:

“Özgürlüklerle güvenlik düzenlemeleri arasında kurulamayan denge toplumun mutluluğunu sağlayamamıştır. 2010 Anayasa değişikliğine kadar Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansımış olan ‘dini inancını içinde yaşat, sakın kalp sınırlarının dışına çıkarma’ anlayışı 2010 sonrasında ‘düşünceni içinde tut, sakın dışarı vurma’ anlayışına dönüşmüş ve ifade özgürlüğü alanı giderek daraltılmıştır. Çoğulcu ve çoğunlukçu niteliği bulunan rejimlerde bir sayı fazla ise hepsi benim biçimindeki sayısal üstünlük anlayışı temel haklar ve özgürlükler alanında asla geçerli değildir. Azınlıkta kalan kesimlerin temel hakları da sayısal üstünlüğe bağlı olmaksızın demokrasi ve devletin güvencesi ve teminatı altındadır. Yaradılışın özünde bulunan çoğulculuk tek düşünceye ve tek inanca izin vermemektedir. Ne yazık ki bugün ifade özgürlüğünü kullanmak yerine susma hakkını kullanmayı tercih eden bir toplum refleksiyle karşı karşıyayız. Atatürk’ün çok net biçimde biçimdeki ‘Özgürlük olmayan bir ülkede ölüm ve yıkım vardır. Her ilerleme ve kurtuluşun anası özgürlüktür’ söylemi özgürlüğün ve çoğulculuğun gönül birliğimizi ve bütünlüğümüzü güçlendirmedeki katkısını güçlü bir şekilde vurgulamaktadır.

Her siyasi dönem değişikliği sırasında yaratılan kendine özgü kutsalların baskı ve zorlamalarla ayakta tutulmaya çalışılması asla kalıcı olmaz. Korku ve çıkar odaklı değil sevgi ve adalet temelinde yükselen değerler toplumun mutluluğunun teminatıdır. Barışın teminatı olan farklılıkların bir arada yaşama iradesi düşüncesine katılmasa bile başkalarının hak ve özgürlüklerini savunabilen onurlu insanların varlığıyla güç kazanacaktır. Devleti yönetenlerin kullandığı takdir hakkı ve yorum hakkı gibi subjektif unsurlar siyasi ve ideolojik amaçlara hizmet eder hale getirilirse toplumsal barışı sağlamak asla mümkün değildir. Kamu gücü kullanılırken siyasi ve ideolojik kimliklerin olumlu ya da olumsuz yönde tercih sebebi haline getirilmesi eşit vatandaşlık ve liyakat değerlerine olan bağlılığı ortadan kaldırmaktadır. Sorunlarımızın kaynağında yetersiz anayasal ya da yasal düzenlemelerden ziyade uygulama aşamasında yaşanan keyfi ve siyasi davranışların yer aldığını ifade etmek gerekir.

Konuşmamın son bölümünde yargı kararlılığı ile ilgili bir hususu gündeme getirmek zorundayım. Son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasıyla ilgili eleştiri ve şikayetler had safhadadır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurulara ilişkin kararlarında sergilediği ürkek ve kaygılı duruşu mahkemenin bilinen özgürcü tutumuna zarar vermektedir. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlara karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği yüzlerce ihlal kararı Anayasa Mahkemesi tarafından dikkate alınmamış ve uygulanmamıştır. Bu sonuç ise Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayan ulusal mahkemelerimize yönelik eleştirileri haliyle etkisiz kılmakta, bu durum Anayasa Mahkemesi’ne güveni de zedelemektedir. Temel hak ve özgürlükler evrensel bir niteliğe sahiptir. Bu nedenle Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne imza atmış ve Avrupa Mahkemesi’nin yargı yetkisini de kabul etmiştir. 2004 yılında Anayasa’nın 90’ıncu maddesinin son fıkrasına büyük bir isabetle eklenen ve özgürlüklerin evrensel standartlara kavuşmasını öngören değişikliğin mahkemelerce bir türlü hayata geçirilememesi Anayasa Mahkemesi’nde yılda ortalama 100 bin civarında bireysel başvuru yapılması sonucunu doğurmuştur. Oysa nüfus sayımızın hemen hemen aynı olduğu federal Almanya’da başarılı da uygulanan bireysel başvurunun sayısı yıllık ortalama 7 bin civarındadır. Diyeceğim odur ki Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce verilen ihlal kararları cesaretle uygulanmalı ve haksızlıklar ortadan kaldırılmalıdır. Bu tutum ve tavırla hareket edilirse Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını savunan aydınlara ciddi anlamda güç ve cesaret verilmesi mümkün olacaktır. Yargıyla ilgili sorunlar artık ertelenebilecek meseleler olmaktan çıkmıştır. Önümüzdeki süreçte Platformumuz tarafından yapılacak etkinliklerde bu sorunlar daha ayrıntılı biçimde gündeme getirilecek ve çözüm önerileri ortaya konacaktır. Çünkü biliyoruz ki adalet geciktiğinde sadece bireyler değil devlet de yara alır. Bu sorumluluk bilinciyle etkinliğimize katılan siz kıymetli konuklarımıza şükranlarımı sunuyorum. Hukukun üstünde olan inancımızı birlikte güçlendireceğimize olan güvenle hepinize saygı ve sevgilerimi selamlıyorum.”

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de şunları kaydetti:

Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç ‘Bahar Konferansı’nda konuştu: Toplum ifade özgürlüğü yerine susmayı tercih ediyor

You Can Subscribe To Our Newsletter Completely Free

Don't miss the opportunity to be informed about new news and start your free e-mail subscription now.

Yorumlar kapalı.