Naim Akbulut, işini sadece geçim kaynağı olarak görmüyor; aynı zamanda bir tutkuyu da hayata geçiriyor. Çocukluk yıllarından bu yana antika eşyalarla ilgilenen Akbulut, boş zamanlarında köylere ve antika dükkanlarına giderek yeni parçalar topluyor. Plaklar, eski fotoğraf makineleri, gaz lambaları, yayıklar gibi onlarca farklı objeyi dükkanında sergileyen Akbulut, her sabah işyerini açarken hem etlerini hazırlıyor hem de “huzur köşesi” dediği alanda antika eşyalarıyla ilgileniyor.
Müşteriler, Akbulut’un dükkanına girdiklerinde sadece et almakla kalmıyor, aynı zamanda geçmişin izlerini süren antika eşyalarla da karşılaşıyor. Birçok müşteri, şaşkınlıkla “Buraya kasap mı geldik, müzeye mi?” diye soruyor. Akbulut, siparişleri hazırlarken, müşterilerinin antika eşyaların arasında gezip, eski zamanları keşfettiğini belirtiyor. “Bu eşyalar, para ile alınamayacak kadar değerli. Müşterilerim burada adeta geçmişe yolculuk yapıyor.” diyerek, işinin sadece et satmaktan ibaret olmadığını vurguluyor.

Naim Akbulut için dükkan, hem çalıştığı yer hem de hobisini yaşadığı bir alan. Antika eşyalara olan ilgisi ve tutkusu, sadece işyerinde değil, günlük yaşamında da kendini gösteriyor. Akbulut, antikalara olan ilgisini şu şekilde dile getiriyor: “Kimi insanların futbol, kimi insanların resimle ilgisi var. Benim ilgim ise antika eşyalarda. Bu tutkuyu yaşadıkça huzur buluyorum, onlarla vakit geçiriyorum.”
Naim Akbulut’un kasap dükkanındaki antikalar, her gün farklı bir deneyim sunuyor. Müşteri Enes İşlek, “Her gelişimde farklı antikalar görüyorum, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum” diyerek Akbulut’un dükkânındaki atmosferin büyüsünden bahsediyor. Kasaba et almak için giren birçok kişi, siparişlerinin hazırlanması sırasında zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyor ve her defasında yeni bir antika eşya keşfetmenin keyfini yaşıyor.



Yorumlar kapalı.