Yeryüzünde özelikle Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra millî kurutuluş hareketleri gelişmiş, sömürgecilik çağı sona ermiştir.
Bunun öncüsü, Milli Mücadele’mizdir. Bir bu kadar önemlisi de devrim komitelerine, komuta konseylerine değil, Meclis’e dayanarak yürütülmüş olmasıdır. Savaş devam ederken bile Meclis’te Başkumandan Gazi’nin yetkileri tartışılır, bakanlara hesap sorulurdu. İstiklal Mahkemeleri bile Millî Mücadele döneminde Meclis’e hesap vermek zorundaydı…
Bu emsalsiz niteliklerinden dolayı Birinci Meclis, Mete Tunçay hocamızın deyişiyle “en şerefli Meclis”tir. Hatta İkinci Meclis bile 1924 Anayasası’nı yaparken, Gazi’nin istediği yetkilerin bazılarını fazla bularak reddetmişti.
Hamas’ın yabancı işgaline karşı bir direniş örgütü olduğu muhakkaktır ama Milli Mücadele’ye benzetmek, Milli Mücadele’ye haksızlıktır.
TEMEL KAVRAMLAR
Milli Mücadele’yi okurken “kongreler” özellikle önemlidir. Mustafa Kemal Paşa daha Samsun’a çıkmadan başlayan “kongreler” sivil derneklerdi. Seçilmiş yönetim kurulları vardı, kongreler, kurultaylar yaparlardı.
Milli hakimiyet, milli irade, temsil, dernek, seçim, denetim (murakabe), parti (fırka), kongre, muhalefet, kuvvetler ayrılığı kavramları Meşrutiyet devrinde yerleşmişti.
Mebusan Meclisi Reisi Ahmet Rıza Bey’in açış nutkundaki şu sözlerine bakınız:
“Birinci vazifemiz devletin gelir-giderini hesaplayarak bütçesini yapmak, ikinci vazifemiz milli hakimiyetin kuvvetli bir şekilde teessüsüne hakkıyla çalışmaktır… İnsan vatanına hizmet edebilmek için vücudunu tehlikeden muhafazaya nasıl mecbur ise, biz de bu millet şûrasını ve onu doğuran Anayasa’yı muhafazaya o nispette mecbur ve memur olalım. Diğer ülkelerde milli hakimiyetin kaldırılmasına sebep olan hatalardan sakınalım…” (26 Aralık 1908)
MECLİS’E DAYALI MEŞRUİYET
Meşrutiyet devrinde yerleşmiş olan bu temel kavramlar Milli Mücadele’nin hukuki zeminini oluşturdu.
16 Mart 1920’de İstanbul işgal edildi, Misak-ı Milli’yi ilan eden Osmanlı Meclisi, 18 Mart’ta İngiliz askerlerince basılarak dağıtıldı…




Yorumlar kapalı.