Karal, konuşmasının öne çıkan bölümünde, İslam dünyasında siyasallaşmış mezhepçilik, cemaatçilik ve ırkçılık gibi yaklaşımların etkisini artırdığını belirtti. Bu durumun çözüm üretme kabiliyetini ortadan kaldırdığını ifade eden Karal, “Kendi içinde siyasallaşmış mezhepçilik, cemaatçilik, bölgecilik, ırkçılık taassubuna yenik düşmüş; İslam’ın evrensel mesajını kavrayamamış bir yapıdan çözüm çıkmaz, çıkmayacaktır” dedi.
Hz. Muhammed’in Medine’de bir Yahudi cenazesine duyduğu saygıyı örnek gösteren Karal, insan onuruna saygının din, dil, kimlik ayrımı gözetmeksizin evrensel bir erdem olduğunu vurguladı. Karal, “’Saygım insanadır’ hikmetini gösteren anlayışın yerini, bebek, kadın, yaşlı, cami, kilise ayırmadan bölgeleri mezbahaya çeviren bir vahşet aldı” diye konuştu.
Orta Doğu’daki çatışmaların sadece bölgesel bir sorun olmadığını ifade eden Karal, “Böylesi bir vahşet karşısında akan kanı durdurmak yalnızca vicdani bir çağrı değil, insanlığın bize yüklediği tarihsel bir sorumluluktur. Bu, ideolojik aidiyetin değil; hakikate, ilme ve adalete olan bağlılığımızın bir gereğidir” dedi.
Hasan Karal, Batı dünyasının çifte standardına dikkat çekerken, aynı zamanda İslam ülkelerinin tepkisizliğini de eleştirdi: “Ne yazık ki bu çığlıklar karşısında kulağını tıkayan, gözünü kapatan yalnızca Batı değildir. Gaflet uykusuna yatmış bir İslam dünyası da vardır” sözleriyle hem içsel çelişkilere hem de duyarsızlığa dikkat çekti.
Karal, çözümün güce değil, birlikte düşünmeye ve üretmeye bağlı olduğunu vurgulayarak, “Güçlü olmak, önce kendi içimizde bir ve beraber olmaktan geçer. Düşüncenin önündeki engelleri kaldırmaktan geçer. Adalet, ancak ortak aklın sesiyle yükselecek” dedi.
Konuşmasını ilmin, özgür düşüncenin ve farklılıkların kabulüne dayanan bir toplumsal inşa çağrısıyla tamamlayan Karal, barışın ancak korkmadan düşünen ve çekinmeden konuşan yüreklerle mümkün olabileceğini dile getirdi.




Yorumlar kapalı.