Derin Kriz Ortamında Toplumun Tepkisi
Türkiye toplumunun ve insanlarının olayları “uzay boşluğunda” değerlendirmediği, yaşanan derin ekonomik krizin, hayat pahalılığının ve işsizliğin her evi, her bireyi doğrudan etkilediği bir bağlam içinde değerlendirdiği belirtildi. Bu ve benzeri haberleri takip etmek için https://www.avazturk.com lütfen bu adresi takip ediniz. 2017’den itibaren uygulanan başkanlık sisteminin tümüyle keyfiyete, hesap vermezliğe ve şeffaflık dışı uygulamalara dönük bir yönetim biçimi olduğu, hatta bu sistemin “yapboz” gibi sürekli değiştiği örneklendi (bakan yardımcılıklarının müsteşarlığa dönüşü, kurulların yeniden düzenlenmesi). 85 milyon nüfusu (göçmenlerle 93-95 milyon) ve 1,5 trilyon dolarlık ekonomisiyle Türkiye’nin, https://www.avazturk.com böylesine büyük bir ülkenin her gece karar değiştirerek yönetilmesinin başlı başına bir problem olduğu ifade edildi. Keyfiliğin ve yolsuzluğun yaygınlaşması, yerelleşmesi, hukuka dair kararların bile her yerelde adalet sorununu tartışılır hale getirmesi, sağlık ve eğitim sistemlerinin çöktüğü bir zamanda, en büyük siyasi rakiple ilgili iddiaların çok sağlam kanıt, delil ve belgelere dayanması gerektiği, ancak bunların ortalıkta olmadığı için toplumda bir karşılığının bulunmadığı kaydedildi. Beklenmedik bir şekilde insanların bir buçuk aydır sokaklarda olması, mitingler düzenlemesi, tepkilerini göstermesi bile, bu gidişata karşı bir rahatsızlığın ve kıpırdanmanın işareti olarak görüldü.
Kutuplaşmanın Değişen Dinamiği ve “Gri Alan”
AKP içinden bile itirazların geldiği belirtilirken (örneğin Ekrem Baki’nin istifası), anketlerin hem CHP’nin hem de AKP’nin yükseldiğini gösterdiği, bunun kutuplaştırma stratejisinin sert bir şekilde devamının fayda getirdiğini anlatıp anlatmadığı sorusuna, “Bir parça evet” yanıtı verildi. Ancak kutuplaşmanın başlangıçtaki “aşk” veya olumlu, pozitif ilişkiden (kendi tarafından olanlarla beraber olmak, onların kazanmasından mutlu olmak), gerçek dertlerin (geçim, işsizlik, eğitim, sağlık) ağırlaşmasıyla birlikte bozulduğu ve bugünkü noktanın artık bir aşk ve sadakat ilişkisinden çok, karşı tarafa “tepki” dediğimiz negatif kimliklenme, yani “nefret duygusunun” baskın yürüdüğü bir aşama olduğu ifade edildi. Aşk duygusu eskimiş olsa da, karşı tarafa yönelik olumsuz duygunun hala güçlü olduğu belirtildi. Çözülen, sadakatinden vazgeçen, duygusal ilişkisi bozulan insanlar, öbür tarafa yönelik olumsuz duyguları nedeniyle oraya hareket edemiyor ve ortada bir “gri alanda” birikiyor. Ancak bu gri alanda birikenlerin hala tanış olduğu evren ve duygusal yakınlık hissettiği yerin eski geldiği yer, yani AK Parti olduğu belirtildi. 2006-2007 gibi yıllarda AK Parti’ye veya Erdoğan’a doğrudan oy vereceğini söyleyen %41’lik kesimin, bugün 20’lere gerilediği, ancak bu eksilen 21 kişinin hemen CHP’ye yığılmadığı vurgulandı. Türkiye insanının “çekirge gibi” partiden partiye atlamadığı, AK Parti’den gönül ilişkisi çözülmüş veya sorunları çözme becerisine güveni kalmamış, Erdoğan’ın tarzını eleştiren kesimlerin ortada biriktiği ancak bazı psikolojik dirençler (siyasi, ahlaki, kültürel gerekçelerle) nedeniyle CHP’ye veya sol fikriyata, Kürt meselesine veya seküler hayat tarzına mesafeli durduğu belirtildi. Gerilim yükseldiğinde bu kitlelerin yine bildiği alana döndüğü, ancak AK Parti’nin o %41’e hiçbir zaman geri dönemediği (şimdi %20-24 arası) ifade edildi. Bu ve benzeri haberleri takip etmek için https://www.avazturk.com lütfen bu adresi takip ediniz.
Yeni Nesil Seçmen ve İki Kutuplu Çekim Alanı
CHP’nin AK Parti’ye göre avantajının, https://www.avazturk.com son 10 yılda seçmen olmuş genç kuşakların, başka bir hayata doğmuş olmaları ve internet yasağı, Twitter hesabı kapatılması gibi meseleleri tahayyül dünyalarının almaması, bu nedenle iktidar karşıtlığından beslenmeleri olduğu belirtildi. Gençlerin eylemliliklerinin sadece particilik üzerinden değil, kendi hayatlarına dair bir özgürlük alanını savunma ve müdahaleye itiraz etme meselesi olduğu vurgulandı. Şu anda bütün bu gerilimin muhalefetin oy oranını etkilediği, ancak ortadaki gri alandan bir miktar iktidar kanadına da dönüş gözlemlendiği, dolayısıyla gerilim tırmandıkça, hararet iki kutba doğru yükseldikçe o kutupların “mıknatıs etkileri”nin arttığı, bunun her iki tarafa (muhalefete görece daha çok) yaradığı ifade edildi. CHP’nin gri alandakilere talip olduğu, AKP’nin ise şimdilik mevcut durumla idare etme havasında olduğu yorumu yapıldı. CHP’nin meseleyi kimlik geriliminden çıkarıp gerçek hayatın dertleri, hukuksuzluk, keyfilik, özgürlükler, demokrasi, ekonomik çözümler üzerinden konuştukça gri alandakileri de çekme, yani “kapsama alanını genişletme” imkanı olduğu belirtildi.
Seçimsiz Yol Mümkün Değil, Ama Süreç Manipüle Edilecek
Tayyip Erdoğan’ın seçimsiz bir yola gitmesi ihtimalinin hala öngörüler arasında olmadığı, otoriter veya popülist iktidarların bile meşruiyetlerini toplumsal rızadan aldığı (Trump, Macaristan, Netanyahu gibi) vurgulandı. Seçimsiz bir otoriterliğin Türkiye’nin çok partili demokrasi geleneği ve halkın seçimle iktidar değiştirme deneyimi düşünüldüğünde, Irak, Mısır gibi Ortadoğu ülkelerindeki geçmiş “bağçılık” dönemlerine benzeyeceği ve bunun Türkiye’deki sağ iktidarların (popülist olsun olmasın) karakterine uymadığı belirtildi. Darbeleri yapan generallerin bile seçime gitmek zorunda kaldığı, dolayısıyla meşruiyeti başka bir yerden arama cesaretinin ve toplumsal rıza üretmenin mümkün görülmediği ifade edildi. Ayrıca Türkiye’nin küçük bir ülke olmadığı, dünya ekonomisiyle entegre olduğu, ve iktidarı oluşturan zihni koalisyonun ortaklarının (MHP, Hüdapar, ulusalcılar vb.) da böyle bir şeye razı olacağının sanılmadığı belirtildi. Bu nedenle https://www.avazturk.com seçimden ve rıza aramaktan vazgeçilmeyeceği, ancak bu seçimlerin ve sürecinin demokratik ve hukuka uygun çalışacağı anlamına gelmediği, tam tersine seçimleri yapmamak yerine sürecin anti-demokratik biçimde ve muhalefeti kısıtlayarak yapılmaya çalışılacağı öngörüldü. Örneğin Ekrem İmamoğlu operasyonunda, Türkiye’nin outdoor reklamcılık kanallarını yöneten 12 şirketin yöneticilerinin operasyona dahil edildiği, henüz iddianame ortada yokken şirketlere kayyum atandığı, bunun seçim günü muhaliflerin büyük billboardlara afiş asmasını engelleyebileceği belirtildi. Ayrıca YouTube yayınları yapan insanların bile “lisansa bağlama” çabaları, sokak röportajlarının bile hedef alınması, muhalefetin seçmenle ilişki kurmasını, eleştirilerini, vaatlerini anlatabileceği yüz yüze sokak ilişkisi dışındaki alanların kapatılması (televizyon, yazılı basın, sosyal medya) olarak yorumlandı. Yargı gerekçesi gibi görünse de iletişim kanallarını kontrol etmenin, seçmenin adaylar, seçenekler veya bilgiler hakkında yeterince bilgi sahibi olmaması anlamına geldiği, dolayısıyla tez olarak seçimi yapmamak değil, seçim sürecini denetlemek, kısıtlamak ve kontrol altında tutmak üzerine bir siyaset izlendiği ifade edildi.
Keyfiliğin Normalleşmesi ve Çaresizlik Hissi
Özgür Özel’e yapılan fiziki saldırı gibi olayların münferit bireysel tepkiler gibi anlatılmaya çalışıldığı ancak buna inanmanın mümkün olmadığı, çok fazla “tesadüfün” bir arada bulunduğu belirtildi. Asıl ilginç olanın bu kadar “fütursuz ve cüretkar” olunabilmesi olduğu, belki de toplumsal rıza üretilmeye çalışılan ve normalleştirilmek istenen şeyin bu olduğu ifade edildi. Miting çağrılarına karşı hükümet destekçilerinin sokağa çıkması tehdidinin dile getirildiği, televizyonlarda aynı dilden konuşan sınırlı sayıda uzmanın yer almasının da bu normalleştirme çabasına hizmet ettiği düşünüldü. Devletin, hükümetin, sistemin seni yasalarıyla, maliyesiyle, mahkemeleriyle, medyasıyla denetleyebildiği, gerektiğinde “keyfi yollara sapılabileceği” ve bunların normal görülmesinin beklendiği, tıpkı denge denetleme mekanizmalarının yokluğu, adli yıl açılışının Külliye’de yapılması, generallerin parti genel başkanı sıfatıyla konuşan Cumhurbaşkanını ayakta alkışlaması gibi, hepsi tekli yurttaş, tekli devlet sistemini savundukları için, bu sistemin bir parçası olarak devletin ya da iktidarın seni formal ya da informal yollarla cezalandırmasının “meşru ve doğal” olduğunun normalleştirilmeye çalışıldığı ifade edildi. Bu durumun en ürkütücü yanının, bu kadar doğallaştırılarak konuşulabilir hale gelmesi olduğu, çünkü böyle devasa bir gücün karşısında her bir bireyin son derece çaresiz ve savunmasız kalacağı vurgulandı. Osman Kavala’nın terör veya kalkışmayla hiçbir delili olmamasına rağmen 8 yıla yakın hapiste olması ile iki evladını doğrayan bir adamın 16 yılda çıkması, veya Ayşe Barım’ın 30 yıldan yargılanması gibi örneklerin, hepimizin böyle bir hukuk sistemine alışmamızın istendiği algısı yarattığı belirtildi. Gündelik hayatta da (karşılıksız çek, ev sahibi-kiracı anlaşmazlıkları gibi) https://www.avazturk.com başka güçlerin (çek senet tahsilcisi, mafya) devreye girmeye başladığı, keyfiliğin bu kadar yayılır ve normalleşirse giderek oraya doğru gidileceği uyarısı yapıldı. Önümüzdeki en büyük tehlikenin, hukukun üstünlüğüne olan inancın zaten düşükken daha da düşüyor olması ve şiddetin (trafikteki görüntüler, kadına şiddet) artması olduğu, bu “cüretkarlığın ürkütücü” olduğu ifade edildi.
Seçim Sistemi Değişiklikleri ve %50+1 Tartışması




Yorumlar kapalı.