Bir önceki celsede savunma yapan Ali Kurt’un ise söz konusu konutların ekspertiz değerinin altında değil, yaklaşık yüzde 30 üzerinde satıldığını belirterek satış sözleşmelerini mahkeme heyetine sunduğu da duruşma dosyasında yer aldı. Mustafa Akın ise savunmasında, hakkında ileri sürülen suçlamaların tamamını reddetti.
Savunmasına Emniyet Teşkilatı’ndaki geçmiş görevlerini anlatarak başlayan Mustafa Akın, 1989 yılında teşkilata katıldığını, 1992’de Polis Özel Harekât Şube Müdürlüğü’ne başvurduğunu ve eğitimini tamamladıktan sonra Ağrı Özel Harekât Şube Müdürlüğü’nde göreve başladığını söyledi. O yılların terörün en yoğun olduğu dönemler olduğunu vurgulayan Akın, başta PKK olmak üzere ülkenin birliğine kasteden örgütlerle mücadele etmek üzere bu görevi büyük bir inançla kabul ettiğini belirtti. Ağrı’daki görev yıllarında ailesiyle helalleşerek, henüz iki aylık olan oğlunu geride bırakıp göreve gittiğini anlatan Akın, “25 yaşında sırtına kefen giymiş bir insanım” ifadesini kullandı. Kendini bu vatana hizmete adamış biri olduğunu söyleyen Akın, çocuklarının büyümesine çoğu zaman şahit olamadığını, eşinin ise onları vatana ve millete bağlı bireyler olarak yetiştirdiğini dile getirdi.
Akın, emekli olduktan sonra da çalışmaya ara vermediğini, hiçbir zaman iş seçmediğini ve siyasi bir aidiyetinin bulunmadığını söyledi. Hayatı boyunca görev odaklı hareket ettiğini belirten Akın, 2012 yılında çeşitli teklifler aldığını, bir süre iş insanı Vahap Küçük ile çalıştığını, ardından 2014 yılında Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı seçilmesinden sonra belediyede güvenlik yapısını güçlendirecek bir görev için teklif aldığını anlattı. Bu görevi ailesiyle istişare ettikten sonra kabul ettiğini ifade eden Akın, İmamoğlu’nu çalışkanlığı ve üretkenliğiyle tanıdığını, görev süresi boyunca birlikte çalıştığı kişilere bilgi ve tecrübelerini aktarmaya çalıştığını söyledi.
Mustafa Akın, iddianamede kendisine suç olarak isnat edilen hususların, aslında mesleki yükümlülüğü olan VIP koruma ve kollama görevine ilişkin olduğunu savundu. VIP koruma hizmetinin yalnızca fiziksel güvenliğin sağlanmasından ibaret olmadığını belirten Akın, bu görevin aynı zamanda sosyal hayatın, özel hayatın, itibarın, kişisel verilerin ve temel hakların korunmasını da kapsadığını dile getirdi. Bu çerçevede Erzurum’daki miting sırasında yaşanan taşlı saldırıyı örnek gösteren Akın, koruma ihtiyacının ne kadar hayati olduğunu ifade etti. Kamuoyunda “Balıkçı Kahraman” olarak bilinen olayda ise bir restorana ait görüntülerin sosyal medyaya ve bazı basın mensuplarına servis edilmesini ciddi bir ihlal olarak nitelendirdi. Rumeli Kavağı bölgesindeki MOBESE kayıtlarının kolluk kuvvetlerine ait sistemler üzerinden açılarak cep telefonu ile kaydedilip dışarıya servis edildiğini söyleyen Akın, bu durumun yalnızca özel hayat ihlali değil, aynı zamanda devletin güvenlik sistemlerine ve kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesi anlamına geldiğini belirtti.
Akın, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun resmi rakamlara göre 16 milyon, gayri resmi tahminlere göre ise 20 milyonu aşan nüfusa sahip İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunu ve gözaltına alındığı tarihe kadar terörle mücadele mevzuatı kapsamında özel koruma kararı bulunan bir kamu görevlisi olduğunu söyledi. Kendisinin korunmasının, devlet tarafından görevlendirilen dört polis memuru ile birlikte, valilikten alınan özel izin doğrultusunda İBB bünyesinden seçilen güvenlik personelinden oluşan bir ekip tarafından sağlandığını ifade etti. Akın, kendisine isnat edilen “özel vasıflı örgüt üyesi” suçlamasını kesinlikle kabul etmediğini, olmayan bir örgütün ne üyesi olduğunu ne de böyle bir faaliyetin içinde yer aldığını belirtti. Dosyaya gizlilik verilmesi nedeniyle 11 aydır tutuklu bulunduğunu söyleyen Akın, “12 metrekare beni öldürmez” ifadesini kullandı; Ağrı Dağı’nda, buz üstünde yatmış biri olduğunu belirterek bu koşulların fikir ve düşüncelerinden vazgeçiremeyeceğini dile getirdi.
Duruşmaya verilen aranın ardından savunmasına devam eden Mustafa Akın, hiçbir gizli toplantıya şahit olmadığını söyledi. Yanlarında her zaman devletin gönderdiği iki polis memurunun bulunduğunu belirten Akın, İBB Başkanı’nın yaptığı toplantıların içeriğini bilmenin ve sormanın kendi görevleri olmadığını ifade etti. Kamera bantlama konusuna ilişkin olarak da, “Gizli bir durum olsa otelin giriş ve çıkışındaki kameralar da kapatılmaz mıydı?” diye soran Akın, otele çakarlı araçlarla gidildiğini, gizli denilen toplantıya böyle gidilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu söyledi. Örgütün temin ettiği suç gelirinin şoförler üzerinden elde edildiği iddiasına yanıt verirken ise devlet ciddiyetini bozmadan konuştuğunu belirtti ve bu suçlamanın hangi el tarafından yazıldığını merak ettiğini söyledi. Etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Bayram Yıldırım’ın kendisine yönelik beyanlarına ilişkin olarak da, o kişiden şikâyetçi olduğunu ifade etti.
Akın, savunmasının devamında üzerine atılı hiçbir suçlamayı kabul etmediğini, kaçacak bir insan olmadığını ve yeşil pasaportu bulunmasına rağmen ülkesini asla terk etmeyeceğini söyledi. Kendisinin, birlikte tutuklu bulunan arkadaşlarıyla birlikte tahliye edilmesini talep etti. Savunmasının ardından mahkeme başkanının sorularına geçildi. Mahkeme başkanı, jammerların envantere kayıtlı olup olmadığını sordu. Akın buna, söz konusu jammerların Kadir Topbaş döneminde alındığını ve kayıtlı olduğunu belirterek yanıt verdi. Mahkeme başkanının, kamera bantlama tedbirinin her yerde uygulanıp uygulanmadığı yönündeki sorusuna ise Akın, kişinin üzerini değiştirmesi, yemek yemesi ya da toplantı yapması gibi durumlarda bunu uyguladıklarını söyledi. Duruşma savcısının jammer kullanımıyla ilgili bir tebligat bulunup bulunmadığı yönündeki sorusuna da Akın, “Biz jammerları sadece taşıdık, kullanmadık” yanıtını verdi.




Yorumlar kapalı.