1947 yılında Ankara’da doğan Muazzez Abacı, Klasik Türk Müziği (TSM) eğitimini TSM’nin büyük üstatlarından Alaeddin Yavaşça ve Rüçhan Çamay gibi isimlerden aldı. Müzik kariyerine 1970’li yıllarda Ankara Radyosu’nda adım attı ve kısa sürede ülkenin en çok aranan seslerinden biri oldu. Kariyeri boyunca 20’den fazla stüdyo albümü yayımlayan Abacı, 1998 yılında Devlet Sanatçısı unvanı ile onurlandırıldı. TSM’nin zirvesini temsil eden sanatçı, Maksim, Çakıl gibi prestijli gazinolarda sahne aldı; ünü Avrupa ve Amerika’ya kadar ulaştı.
Muazzez Abacı sadece bir şarkıcı değildi; sesini makamın, hüznün ve coşkunun mimarı gibi kullandı. Sanat müziği icrasındaki o derin, kadife göğüs sesiyle yorumladığı her şarkıyla dinleyicilerini daima baştan sona ihtişamlı bir duygu yolculuğuna çıkardı. Özellikle geniş vokal aralığı ve makamlar arasındaki kusursuz, sarsılmaz geçişleri sanatçının yorumunu taklit edilemez kıldı.
Abacı’nın sanat müziği icrasındaki kusursuzluğu hocası Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça gibi duayenlerin de takdirini kazandı. Müzik otoriteleri, Abacı’nın yorumculuğunu değerlendirirken, onun sesinin “Allah vergisi bir enstrüman olmasının yanında, makam disiplinine mutlak bağlılığın da sonucu” olduğunu sıklıkla vurguladı.
Abacı, gençlere yönelik yaptığı birçok çağrıda, otoritelerin bu yorumlarına karşılık gelen kendi sanatsal felsefesini de sıkça dile getirdi. Sanatçı, “Sanmayın ki sadece ses yetiyor” diyerek gençleri uyarır; sanat müziğinin esasının “makam disiplini” olduğunu vurgulardı.
Abacı’nın sesiyle özdeşleşen ve bir kuşağın duygu haritasını çizen şarkılar arasında ‘Vurgun’, ‘İntizar’, ‘Seni Yazdım’ ve ‘Gözümde Özleyiş, Kulağımda Ses’ gibi birçok eser yer aldı. Sanatçı, 1998’de aldığı Devlet Sanatçısı unvanı ve sayısız Altın Plak ödülü ile kalitesini tescilledi.
Abacı, kariyerinin en parlak dönemini TRT’nin altın çağında yaşadı. Ankara Radyosu’ndan adım attıktan sonra, 1970’ler ve 80’lerde TRT’nin yılbaşı ve özel kutlama programlarının baş tacı oldu. Sanatçı sadece ses yeteneğiyle değil, sahnedeki vakur, güçlü duruşu ile de seyirciyi etkisi altına aldı. Kostümlerinde kullandığı parlak, bol tüylü (marabou) ve payetli detaylar ikonik imajının parçasıydı. O, Bülent Ersoy, Emel Sayın ve Gönül Yazar gibi isimlerle birlikte ‘Türk Gazino Divası Ekolü’nün en önemli temsilcilerindendi.



