Ülker’in ilk durağı Prof. Spector’un Kepçeyle Bilgi Çorbası adlı çalışması oldu. Yazıda, günümüzde beslenme konusunda ortaya çıkan karmaşanın üç ana sebebe dayandırıldığı aktarıldı: sahte bilim, sonuçların yanlış anlaşılması ve gıda endüstrisinin etkisi. Ülker, bu çerçevede beslenme araştırmalarına ayrılan bütçelerin ilaç sektörüne kıyasla son derece sınırlı kaldığını, tek bir gen ya da tek bir bileşen üzerinden sağlık sonuçlarına ulaşmanın da çoğu zaman yanıltıcı olduğunu aktardı.
Yazıda ayrıca, gıdaların yalnızca yağ, karbonhidrat ve protein gibi ana başlıklarla açıklanamayacağı, her gıdanın çok daha karmaşık bir yapı içerdiği vurgulandı. Muz örneği üzerinden, bir gıdayı yalnızca içindeki tek bir unsur nedeniyle mahkûm etmenin yanlış olduğuna dikkat çekildi. Ülker, bağırsak mikrobiyomuna ilişkin bölümde ise vücuttaki bakteri, parazit ve virüs topluluğunun kişiden kişiye farklılık gösterdiğini, dolayısıyla aynı gıdanın farklı bireylerde farklı etkiler oluşturabileceğini anlattı.
Murat Ülker, yazısında PREDICT adlı geniş kapsamlı bilimsel çalışmanın sonuçlarına da yer verdi. Buna göre, bireylerin aynı gıdaya verdiği metabolik yanıtların birbirinden çok farklı olabildiği, hatta aynı çevreyi paylaşan ikizlerde bile ciddi ayrışmalar görülebildiği ifade edildi. Ülker, bu bulgular üzerinden “standart bir insan beslenmesi ve bünyesi yoktur” sonucunu öne çıkardı.
Yazıda, daha fazla lifli ve bitki bazlı gıdaların tüketilmesi, aşırı şekerli ürünlerin azaltılması gibi genel geçer önerilerin önemini koruduğu, ancak bunun dışında herkese tek tip beslenme reçetesi sunulmasının isabetli olmayabileceği belirtildi.
Ülker’in değerlendirmesinde, yaygın beslenme efsaneleri de ayrı başlıklar altında ele alındı. “Kahvaltı günün en önemli öğünüdür” anlayışının arkasında mısır gevreği üreticilerinin etkisinin bulunduğuna dikkat çekilen yazıda, kahvaltının herkes için vazgeçilmez bir öğün olmadığı, bazı kişilerde daha uzun açlık aralıklarının da faydalı olabileceği aktarıldı.
Benzer şekilde, “doymuş yağ kalp hastalığının ana nedenidir” kabulünün de geçmişteki kusurlu araştırmalarla şekillendiği, güncel çalışmaların toplam yağ tüketimini azaltmanın sağlık üzerinde belirgin bir etkisi olmadığını gösterdiği belirtildi. Ülker, bazı büyük araştırmalarda süt ürünleri ve doymuş yağ tüketimi daha yüksek olan gruplarda, daha fazla karbonhidrat tüketenlere kıyasla daha düşük ölüm oranlarıyla ilişki kurulduğunu aktardı.
Takviyeler konusuna da değinen Ülker, vitamin ve mineral desteklerinin sanıldığı kadar etkili olmayabileceğini, hatta aşırı alındığında zarar verebileceğini yazdı. C vitamini, D vitamini ve çeşitli yağda çözünen vitaminler örnek gösterilerek, besinlerin doğal hâliyle alınmasının çoğu zaman takviyelerden daha anlamlı olduğuna işaret edildi. “Domates tüketmek likopen takviyesinden daha çok işe yarar” ifadesi de bu çerçevede öne çıkarıldı.




Yorumlar kapalı.