CHP’ye Yönelik ‘Kumpas ve Abluka’: Amaç Ne?
Merdan Yanardağ’a göre, CHP’ye yönelik “kumpas ve abluka” sürüyor ve bu durum “basit” bir olay değil . Temel hedefin CHP’ye el koymak, partiyi “eski yönetimine iade ederek” etkisizleştirmek olduğunu iddia ediyor . Bu ablukanın bir ayağını, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar oluşturuyor . Amaç, toplumda “bunların da bizden farkı yok” algısını yaratmak . İstanbul Belediyesi’nde beş ayrı dalga operasyon yapılmasına rağmen somut bir sonuç alınamaması dikkat çekici olarak belirtiliyor . Ancak belediyelerde yolsuzluk izlenimi yaratmak, kaynaklarını kesmek ve onları maaş ödeyemez, çöp toplayamaz hale getirerek ülkeyi yönetemeyecekleri algısını pekiştirmek hedefleniyor .
Yanardağ, bu baskının ikinci nedeninin ise CHP’nin “ezberi bozması, şaşırtması ve geri çekilmemesi” olduğunu söylüyor . Özellikle 19 Mart’taki bir gelişmeye karşı kitlelerin harekete geçirilmesi, sokağa çıkılması ve bunun geçici bir protesto eylemi değil, kalıcı iktidarı hedefleyen bir direnişe dönüşmesi, iktidarın dinci faşist bir diktatörlüğe sürükleme çabasına karşı bir duruş olarak değerlendiriliyor . Bu durumun ezberi bozduğu ve bu nedenle CHP’de mevcut “özgür özel yönetimini tasfiye etme”, “eski ekibe verme” çabalarının sürdüğü iddia ediliyor . Bu kapsamda, 38. CHP kurultayının iptali davasının ertelenmesi ancak belgelerin talep edilmesi, yargılamanın devam edeceğine dair bir izlenim yarattığı belirtiliyor . Ancak hukukçuların mütalaasında, siyasi partiler yasasına göre yerel mahkemelerin bu tür bir yetkisinin olmadığı, anayasa mahkemesinin yetkili olduğu vurgulanıyor .
Ekrem İmamoğlu Korkusu ve Rakipsizleştirme Çabaları
Merdan Yanardağ, CHP’ye yönelik yüklenmenin en önemli nedenlerinden birinin “Ekrem İmamoğlu korkusu” olduğunu net bir şekilde ifade ediyor . Hedefin, Recep Tayyip Erdoğan’ı “rakipsizleştirmek”, önüne açmak ve seçimde yarışamayacağı rakiplerini siyaset yapamaz hale getirmek olduğunu söylüyor . İmamoğlu’nu “hapsetmek” veya “diplomasını apar topar iptal etmeye kalkışmak” gibi girişimlerin bu korkunun işareti olduğunu belirtiyor . Yanardağ, iktidarın elinde İmamoğlu ile girebileceği her yarışı kaybedeceğine dair “sağlam raporlar” olduğunu iddia ediyor . Üstelik bu diploma tartışmasının, kendi diploması tartışmalı olan, notları belli olmayan ve kayıtlarına ulaşılamayan bir iktidar tarafından yapılmasına dikkat çekiyor . 35 yıl önce alınmış, geçerli ve geriye dönük olarak iptali mümkün olmayan bir diplomanın yetkisiz bir kurul eliyle iptal ettirilme çabasının büyük bir korku ve paniğin göstergesi olduğunu savunuyor . CHP’nin giderek yükselen çizgisi, eylem hattını büyütmesi ve toplumsal desteğinin artmasının, iktidarın sosyal tabanının erimesi ve Cumhur İttifakı’nın sıkışmasıyla birleşince, CHP’ye yönelik saldırıların arttığı yorumunu yapıyor .
Anayasa Planı ve ‘CIA Projesi’ İddiaları: Türkiye Çözülmeye mi Gidiyor?
Emekli Amiral Türker Ertürk ise siyasetin merkezindeki anayasa değişikliği tartışmalarına daha derin bir pencereden bakıyor. Ertürk’e göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anayasa planının arkasında Amerika Birleşik Devletleri ve CIA var [Previous source]. Bu planın, Türkiye’yi bir “çözülme sürecine” taşımayı hedeflediğini iddia ediyor [Previous source]. Anayasayı bir “manivela” olarak kullanarak devleti teokratikleştirmeyi, monarşik, tek adamsal bir düzen kurmayı ve Erdoğan’ın hayatta olduğu sürece o makamda kalmasını amaçladığını ileri sürüyor [Previous source].
Ertürk, bu projenin yüz yıl önceki İngiltere ve işbirlikçilerinin (Vahdettin, Kürt Teali, İslam Teali) projesinin bir devamı olduğunu, bugünkü aktörlerin ise ABD, mevcut iktidar, PKK/DEM ve iktidar gücünü temsil eden “İslam Teali” olduğunu iddia ediyor [Previous source]. Irak ve Suriye’nin bölünmesinde rol oynayan ABD’nin, Türkiye’nin bölünmemesi için Kürtlerle birleşmesi gerektiğini söylediğini ve bu söylemleri dile getirenleri “akıl, fikir ve vatanseverlik”ten yoksun olmakla eleştiriyor [Previous source]. Hem iktidarın hem de PKK/DEM’in Lozan Antlaşması’na düşman olduğunu, PKK’nın Lozan ve 1924 Anayasası’nı sorunun kaynağı olarak görüp, öncesine dönmeyi hedeflediğini belirtiyor [Previous source].
Muhalefetin Konumu ve Mücadele Stratejisi
Türker Ertürk, siyasi işlerin her geçen gün kötüye gittiğini ve iktidarın giderek sertleştiğini söylerken [Previous source], muhalefetin bu duruma karşı yetersiz kaldığını, “salt eleştiri modunda” sıkışıp kaldığını ve etkisiz olduğunu düşünüyor [Previous source]. Otoriter rejimlerle mücadele etmek için “yetkin bir akıl” ve “strateji” gerektiğini vurguluyor [Previous source].
Ertürk, CHP’nin bu “açılım” projesinin ve anayasa değişikliği komisyonunun içinde asla olmaması gerektiğini, bunun kurucu değerlere “ihanet” anlamına geleceğini söylüyor [Previous source]. CHP liderliğinin “Türk-Kürt kardeşliği” gibi söylemlerini de eleştirerek, doğru ifadenin “Türk ulus kimliği altında tüm etnik, dinsel, mezhepsel yapıların eşit olduğu” olması gerektiğini belirtiyor [Previous source]. Yerel seçim başarısının nedenlerini “Atatürk” ve “iktidara karşı nefret” olarak açıklayan Ertürk, CHP’nin bu başarıyı okuyamadığını ve bütünsel bir strateji geliştiremediğini düşünüyor [Previous source]. Muhalefetin “normalleşme tuzağına” düşmemesi gerektiğini, iktidara nefes aldırmaması gerektiğini, aksi halde belediyelere saldırıların geleceğini öngördüğünü belirtiyor [Previous source].




Yorumlar kapalı.