Hortumların geçmişte daha çok ABD’nin güney ve orta kesimleriyle Meksika Körfezi çevresinde görüldüğünü ancak son 20 yılda Akdeniz Havzası ve Türkiye’de bu hava olaylarının arttığını belirten Türkeş, bu artışı yalnızca gözlem kapasitesinin gelişmesiyle açıklamanın mümkün olmadığını vurguladı. Türkeş, “İklim değişikliği hortum oluşumuna elverişli atmosfer koşullarını yaygınlaştırdı” dedi.
Hortumların, gök gürültülü ve şimşekli fırtına bulutlarının en şiddetli türleri olan süper hücre ya da mezosiklonlardan kaynaklandığını ifade eden Türkeş, şu bilgileri verdi: “Hortum, iyi gelişmiş elektrik yüklü kümülonimbus bulutunun tabanından yeryüzüne uzanan, çevresinde çok şiddetli rüzgarların döndüğü dar ama yıkıcı bir hava sütunudur. Kara üzerinde oluştuğunda hortum, deniz üzerinde oluştuğunda ise su hortumu adını alır.”
Türkeş, bu olayların küçük ölçekli olmasına rağmen çok kısa sürede büyük yıkım yaratabildiğini belirterek, tarımsal üretim açısından hortumların “son derece riskli hava olayları” arasında yer aldığını söyledi. “Atmosferdeki su buharı miktarı arttıkça gök gürültülü fırtınalar daha fazla enerji üretiyor. Bu da geçmişte sadece sağanak oluşturan sistemlerin süper hücrelere dönüşmesine ve hortum üretmesine yol açıyor” dedi.
Sıcak ve nemli hava kütlelerinin, özellikle deniz yüzeyi sıcaklıklarının yüksek olduğu kıyı bölgelerde bu süreci hızlandırdığını aktaran Türkeş, Akdeniz kıyıları, Antalya ve İskenderun körfezleri, Kuzey Ege, İzmir çevresi, Marmara Denizi, Doğu Karadeniz ve Kuzeydoğu Anadolu’nun hortum oluşumuna açık bölgeler haline geldiğini kaydetti.
Uluslararası şiddetli hava olayları veri tabanlarına dayanan değerlendirmelere işaret eden Türkeş, “Son 20 yılı, bir önceki 20 yılla karşılaştırdığımızda Türkiye’de hortum sayısında ve hortum görülen coğrafi noktaların sayısında yüzde 50-60 artış olduğu söylenebilir. Bu artışta iklim değişikliği etkili oldu” dedi. Türkiye’de istasyon bazlı uzun dönemli hortum kayıtlarının henüz sınırlı olduğunu ancak gözlemlerle bu eğilimin netleştiğini belirtti.
Hortumların tarımsal üretimdeki etkisinin sadece dönen rüzgar sütunundan ibaret olmadığını belirten Türkeş, esas zararın “şiddetli rüzgarlar, aşırı yağışlar ve doludan” kaynaklandığını söyledi. “Sera tarımı bu tür şiddetli hava olaylarına karşı çok hassas yani etkilenebilirliği yüksek” diyen Türkeş, “Süper hücreler çok kısa sürede kuvvetli rüzgarlar, sağanak ve dolu üretebiliyor. Bu da seraları patlatıyor, çatıları uçuruyor, bitkilere doğrudan zarar veriyor” ifadelerini kullandı.
Sera yapılarının doğası gereği hafif olmak zorunda olduğunu, bu nedenle hortumlara karşı tam anlamıyla dayanıklı bir sera inşa etmenin mümkün olmadığını vurgulayan Türkeş, “Sera ne kadar sağlam olursa olsun hortuma karşı savunmasız” dedi.




Yorumlar kapalı.