Ortak açıklamada, yetkililerin uluslararası insan hakları hukuku gereği herkesin barışçıl toplanma özgürlüğüne saygı gösterme ve bu hakkı güvence altına alma yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerektiği vurgulandı. Açıklamada şu ifadeler de yer aldı:
Protestoları yasaklamak, orantısız ve haksız bir yaklaşım olur. Barışçıl protestoculara yönelik güç kullanımını ise şiddetle kınıyoruz. Emniyet güçleri yalnızca gerekli ve orantılı güç kullanmalıdır – sadece gerekli olan asgari güç kullanılmalıdır – ve güç kullananlar her zaman hesap verebilir olmalıdır. Yetkililer, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, işkence ve protestoculara yönelik diğer kötü muameleler dahil olmak üzere, emniyet güçlerinin hukuka aykırı güç kullanımı ve diğer insan hakları ihlalleriyle ilgili iddiaların etkili, tarafsız ve zamanında soruşturulmasını sağlamakla yükümlüdür.
Kitlesel protestolara yönelik baskılar, bağımsız medya ve gazetecilere yapılan yoğun saldırılarla paralel olarak arttı. İstanbul ve İzmir’de protestoları haberleştiren en az 11 yerel gazeteci gözaltına alındı. Bu gazetecilerden yedisi, 25 Mart’ta Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet iddiasıyla tutuklandı, ancak 27 Mart’ta serbest bırakıldılar. Ayrıca, İstanbul’daki protestoları yerinde takip eden en az 10 yerel gazeteci, polis tarafından fiziksel saldırıya uğradı; bir gazeteci ise protestocular tarafından darp edildi. Uluslararası basın da bu baskılardan nasibini aldı; BBC, 27 Mart tarihinde İstanbul’daki protestoları takip eden muhabiri Mark Lowen’ın otelinde gözaltına alındığını ve “kamu düzenine tehdit oluşturduğu” gerekçesiyle sınır dışı edildiğini duyurdu.
Yaşananlarla ilgili haber yapılması da RTÜK tarafından kısıtlanıyor. RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, yayın kuruluşlarına, sunuculara ve yorumculara siyasi olarak ‘tarafsızlık’ konusunda uyarılarda bulunarak, bu kurallara uyulmadığı takdirde ‘yayın lisanslarının iptali de dahil en ağır yaptırımların uygulanacağını’ belirtti. RTÜK, 21 ve 27 Mart tarihlerinde Halk TV, SCZ TV, Tele 1 ve NOW TV kanallarına idari para cezaları ve 10 güne kadar geçici yayın durdurma cezaları verdi.
Türkiye’yi ve özellikle RTÜK’ü, basın özgürlüğüne yönelik bu ihlalleri derhal sonlandırmaya çağırıyoruz. Medyanın kamuoyuna doğru bilgi sunabilmesi ve olayları devlet baskısından bağımsız bir şekilde haberleştirebilmesi için elverişli bir ortam yaratılmalıdır. Gazetecilerin yalnızca hükümetin onayladığı içerikleri yayınlamaya zorlanması, bağımsız gazeteciliğin temel ilkelerine zarar vermektedir. Ayrıca, gazetecilerin ve diğer gözlemcilerin korunması gerektiğini, kamu yararına yönelik konularda özgürce haber yapabilmelerinin sağlanması gerektiğini ve misilleme veya başka bir tacizle karşılaşmamaları gerektiğini vurguluyoruz.
Kitlesel protestolar sırasında yetkililer, sosyal medya ve mesajlaşma platformlarına hızla sert kısıtlamalar getirmiş, sosyal medya içeriklerini engelleme talimatı vermiştir. BTK, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi uyarınca, gazeteciler, medya kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucularının sosyal medya hesaplarına yönelik yüzlerce erişim engelleme kararı almıştır. Bu kararlara uyulmaması halinde, sosyal medya şirketleri ağır yaptırımlarla karşılaşabilmektedir. X platformunda pek çok hesabın engellenmiş olduğu görülse de, X tarafından yapılan bir açıklamada, aralarında haber kuruluşları, gazeteciler ve siyasetçilerin de yer aldığı 700’den fazla hesabın engellenmesine yönelik mahkeme kararlarına itiraz edildiği belirtildi. X, 26 Mart’ta, BTK tarafından 126 hesabın engellenmesine ilişkin verilen karar için Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldığını duyurdu.
Yetkililer, uluslararası insan hakları yükümlülüklerini ihlal ederek, özellikle en yüksek korumaya sahip olan siyasi içerikleri sansürlemek amacıyla sosyal medya platformlarına baskı kurmaktan kaçınmalıdır. Türkiye, internetin serbest ve sınırsız erişimine izin vermeli ve ifade özgürlüğünü kullananların sosyal medya hesaplarının engellenmesine yönelik hukuka aykırı tüm kararları iptal etmelidir.




Yorumlar kapalı.