Söz konusu yazıda, bazı öğretim elemanlarının ve yasa dışı grupların öğrencileri boykota teşvik ettiği ve bu yönde baskı yaptığına ilişkin şikayetlerin kuruma ulaştığı bilgisi yer aldı. YÖK, bu tür eylemlerin Türk Ceza Kanunu ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu çerçevesinde suç teşkil ettiğini ileri sürdü.
YÖK’ün bu kararının, 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlayan geniş çaplı öğrenci protestoları ve boykot çağrıları sonrasında gelmesi dikkat çekti. Ülke genelinde pek çok üniversitede protesto yürüyüşleri, ders boykotları ve çeşitli eylemler düzenlendi. 2 Nisan’da CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çağrısıyla bir günlük alışveriş boykotu organize edilmişti. Hükümet, bu tür eylemlere katılanlara yönelik çok sayıda gözaltı işlemi gerçekleştirdi.
Örneğin, 3 Nisan’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla boykot çağrısı yaptığı iddia edilen 11 kişi gözaltına alınmıştı. Üniversitelerdeki protestolar ise polis müdahaleleriyle zaman zaman sertleşti.
YÖK’ün aldığı bu karar, eğitimde sürekliliği sağlama amacı taşısa da, üniversitelerde akademik özgürlük ve ifade hakkı bağlamında tartışmaları da beraberinde getirdi. Bazı akademisyen ve öğrenci grupları, bu tür adımların anayasal haklar olan ifade özgürlüğü ve barışçıl protesto hakkını kısıtlayabileceğini savunuyor.
Uzmanlar, kararın zamanlamasına dikkat çekerek, siyasi tansiyonun yükseldiği bir dönemde alınan bu tür önlemlerin üniversitelerdeki özgürlük ortamını daha da daraltabileceğini belirtiyor.




Yorumlar kapalı.