Son dönemde hem dünyada hem de Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeler, piyasalar üzerinde doğrudan etkiler yaratıyor. ABD’de eski Başkan Donald Trump’a dair politik hamlelerin yankıları Amerikan borsasında hissedilirken, Türkiye’deki siyasi gelişmeler de iç piyasalarda belirsizlik ve dalgalanmalara neden oldu. Bu çalkantılı süreç, ekonomik karar alıcıları daha sıkı para politikalarına yönlendirdi. Artan faiz oranları ise ekonomi yönetiminde daha dengeli ve akılcı bir sürecin işaretçisi olarak görülüyor.
Ekonomist Mert Başaran, geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarılarak daha dikkatli bir ekonomik strateji izlendiğini belirtiyor. Enflasyonu körükleyen düşük faiz uygulamalarının tekrar etmemesi gerektiğine değinen Başaran, alınan sıkı tedbirlerin kısa vadede reel sektör üzerinde yük oluşturabileceğini söyledi. Özellikle KOBİ’lerin bu durumdan etkilendiğini belirten Başaran, yüksek faiz ortamının yatırım kararlarını geciktirebileceğini ifade etti. Ancak yıl sonuna doğru faizlerin düşmeye başlamasıyla birlikte daha hareketli bir dönemin başlayabileceği öngörüsünde bulundu.

Yatırım konusunda garanti gelir vadeden araçlara karşı dikkatli olunması gerektiğinin altını çizen Başaran, bankalardaki faiz getirilerinin kısa vadede cazip görünebileceğini, ancak uzun vadede sürdürülebilir olmayabileceğini ifade etti. Güvenli liman arayan küçük yatırımcılara, altın, gümüş ya da hisse senedi gibi alternatif araçlara yönelmelerini önerdi. Ayrıca sanayi ve üretime dönük yatırımların gelecekte daha kazançlı olabileceğine dikkat çekti.

Enflasyonun ekonomik istikrar açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirten Başaran, “Paramızın sessizce değer kaybetmesine neden oluyor” diyerek bu durumun toplumun alım gücünü hızla aşındırdığını vurguladı. Ayrıca Türkiye’deki aşırı tüketim alışkanlıklarının da ekonomiyi zora soktuğunu, özellikle gençler arasında marka takıntısı ve dış görünüşe odaklı harcamaların yaygınlaştığını ifade etti.




Yorumlar kapalı.