Ekonomi yazarı Mahfi Eğilmez, bu gelişmeyi şu ifadelerle değerlendirdi: “Trump, bu yeni gümrük vergilerini yürürlüğe sokarak ABD’nin ticaret açığı verdiği ülkelerle olan negatif dış ticaret dengesini düzeltmeyi hedefliyor.” Eğilmez’e göre amaç, Amerikan şirketlerinin yurt dışındaki yatırımlarını ABD’ye kaydırmasını teşvik ederek iç büyümeyi artırmak.
ABD’nin gümrük vergilerinde yaptığı bu düzenlemeler ilk bakışta kapitalizmin temel kabullerinden birisi olan “uluslararası ticaret geliştikçe uluslararası refah da artar” yaklaşımına aykırı görünüyor. Hatta biraz daha ileri gidersek ABD’nin bu hamlesi geçen yüzyılın son çeyreğine kadar birçok ülkelerde ithal ikamesi yaklaşımı altında yapılan uygulamaya geri dönüş olarak da yorumlanabilir. Açıklanan listede yer alan ülkelerin ABD ihraç ürünlerine karşı uyguladığı gümrük vergileri ve diğer vergilerin toplamı dikkate alındığında bu açıklanan ek vergilerin çok da haksız olmadığı görülüyor. Örneğin Çin, ABD kökenli malların ithalinde yüzde 67 gümrük vergisi uyguluyor. ABD, açıkladığı bu yeni tarifeyle Çin’e karşı (10 + 34 = ) toplamda yüzde 44 gümrük vergisi uygulamaya başlayacak. Dolayısıyla bu uygulama bir çeşit ticareti dengeleyici bir girişim olarak görülebilir. Ne var ki iş ABD’nin gümrük vergilerini yükseltmesiyle bitmiyor. Başta Çin ve Avrupa Birliği olmak üzere birçok ülke ABD’nin gümrük vergisi artırımlarına karşı misilleme yapacaklarını ve Amerikan ihraç mallarına uyguladıkları gümrük vergilerini yükselteceklerini açıkladılar. Bu karşılıklı gümrük vergisi artırımları dünyayı tam anlamıyla ticaret savaşlarının içine sokacak gibi duruyor. 1940’larda, sabit kur rejimi uygulanırken, savaşın da etkisiyle, döviz sıkıntısına düşen ülkelerin bu sıkıntıyı aşmak için devalüasyon yaparak ithalatı kısıtlaması, ihracatı artırması eğilimleri yaygınlaşmıştı. Öteki ülkeler de aynı şeyi yapınca dünya ticareti daralıyor ve denge herkes için daha pahalı olarak yeniden oluşuyordu. Bretton Woods toplantıları sonrasında IMF ve Dünya Bankasının kuruluşu ve GATT sürecinin başlatılmasının nedeni de karşılıklı gümrük vergisi artırımlarıyla dünya ticaret hacminin gerilemesinin önlenmesiydi. Yaklaşık 90 yıl sonra bugün aynı noktaya gelmiş bulunuyoruz. Dünya ticaretinin eşit koşullar altında yürütülmesini sağlamakla görevli olan Dünya Ticaret Örgütü’nün bu görevini tam olarak yapmamasının (ya da bu yetkiye tam olarak sahip kılınmamasının) bu sonuçta etkili olduğu kanısındayım.
Şimdi gelelim bu durumun Türkiye’yi nasıl etkileyeceğine. Standart oranın üzerine ek bir vergiyle karşılaşmadığı dikkate alınırsa Türkiye bu düzenlemeden nispeten kazançlı çıkmış sayılır. Türkiye’ye özellikle tekstil ürünleri ihracatında rakip konumda olan Çin, Hindistan, Güney Kore, İtalya, Pakistan, Tayvan gibi ülkelere standart oranın üzerinde ek vergi uygulanacak olması Türkiye’den ABD’ye ihraç edilecek tekstil ürünlerinin fiyatlarını çok daha rekabetçi hale getirecektir. Dolayısıyla tekstil ihracatında Türkiye ciddi bir avantaj yakalayabilir.
Vergi artışları özellikle Çin, Hindistan, Güney Kore gibi ülkeleri hedef alıyor. Eğilmez, Çin’in ABD mallarına yüzde 67 oranında vergi uyguladığını, ABD’nin ise yeni düzenlemeyle toplamda yüzde 44 oranında vergi uygulayacağını belirtti. Bu durum, uluslararası ticaret sistemine yönelik yeni bir meydan okuma olarak yorumlanıyor.
Özellikle uzak doğu ülkelerinin ve Avrupa Birliği ülkelerinin karşılaştığı ek vergiler yüksek teknolojili mallar ihracatının düşmesine yol açacak gibi görünüyor. Ne yazık ki Türkiye bu alanda rekabetçi bir yapıya sahip değil. Yıllardır yüksek teknolojili ürün üretimimizi ve ihracatımızı artıramadık. Bu durumda yapılacak en doğru iş bu malları üreten uzak doğu firmalarıyla burada ortaklıklar kurarak üretimlerini burada Türk markaları altında yapmalarının sağlanması olacak. Böylece bu üreticiler Türk firmalarıyla ortak olarak ve Türk markasıyla üretecekleri ürünleri daha düşük gümrük vergileriyle ABD’ye ihraç edebilirler. Bununla birlikte bu tür ihracat arttığında ABD’nin Türkiye’ye de ek vergi uygulamayacağının garantisi bulunmuyor.
Dünya genelinde ticaret savaşlarını tetikleyebilecek bu hamleye karşı başta Çin ve Avrupa Birliği olmak üzere birçok ülke, misilleme kararları alacağını açıkladı. Eğilmez, “90 yıl sonra aynı noktaya gelmiş bulunuyoruz” ifadeleriyle, Bretton Woods sisteminin kurulduğu dönemdeki gibi karşılıklı korumacı politikaların yeniden sahneye çıktığına dikkat çekti.
ABD’nin en fazla ithalat yaptığı 10 ülke, ithalat miktarları, ABD’nin bu ülkelere karşı dış ticaret açığı ve Trump’ın getirdiği ek gümrük vergisi oranları şöyle (tam liste yazının ekinde yer alıyor. Rusya, Küba ve Kuzey Kore’nin listelerde yer almamasının nedeni bu ülkelere zaten yüksek gümrük vergisi uygulanıyor olması)
Türkiye’nin ise bu düzenlemelerden nispeten olumlu etkilenebileceği öngörülüyor. Eğilmez, “Türkiye’ye özellikle tekstil ürünleri ihracatında rakip konumda olan Çin, Hindistan, Güney Kore, İtalya, Pakistan, Tayvan gibi ülkelere ek vergi uygulanacak olması, Türkiye’den ABD’ye ihraç edilecek tekstil ürünlerinin fiyatlarını çok daha rekabetçi hale getirecektir” değerlendirmesini yaptı.
Eğilmez, Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün ihracatında rekabetçi olmaması, bu alanda ortaya çıkacak fırsatlardan yeterince yararlanmasını zorlaştırabileceğini söyledi:”Özellikle uzak doğu ülkelerinin ve Avrupa Birliği ülkelerinin karşılaştığı ek vergiler yüksek teknolojili mallar ihracatının düşmesine yol açacak gibi görünüyor. Ne yazık ki Türkiye bu alanda rekabetçi bir yapıya sahip değil. Yıllardır yüksek teknolojili ürün üretimimizi ve ihracatımızı artıramadık. Bu durumda yapılacak en doğru iş bu malları üreten uzak doğu firmalarıyla burada ortaklıklar kurarak üretimlerini burada Türk markaları altında yapmalarının sağlanması olacak. Böylece bu üreticiler Türk firmalarıyla ortak olarak ve Türk markasıyla üretecekleri ürünleri daha düşük gümrük vergileriyle ABD’ye ihraç edebilirler. Bununla birlikte bu tür ihracat arttığında ABD’nin Türkiye’ye de ek vergi uygulamayacağının garantisi bulunmuyor. “
Eğilmez’in yazısı şu şekilde:




Yorumlar kapalı.