Piyasalarda 300 baz puanın (bp) “kritik eşik” kabul edildiğini ve bu seviyenin üzerinin açık bir güven sorunu yarattığını belirten Eğilmez, risk arttıkça borçlanma maliyetinin yükseldiğini ve bu faturanın nihayetinde bütçeye ya da vatandaşa çıktığını ifade etti.
Türkiye’nin uzun süre bu eşik civarında seyrettiğini hatırlatan deneyimli ekonomist, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte tablonun değiştiğine dikkat çekti. Eğilmez, “Kurumsal denge ve denetim mekanizmalarının zayıflaması, ekonomi yönetiminde sık sık yön değişiklikleri ve para politikasına doğrudan müdahaleler risk algısını kalıcı biçimde bozdu” değerlendirmesinde bulundu.
Pandemi dönemi olan 2020’de Türkiye’nin CDS priminin 643 baz puana kadar tırmandığını hatırlatan Eğilmez, benzer şokları yaşayan gelişmekte olan ülkelerde bu çapta bir artış yaşanmadığını, Türkiye’deki farkı “içerideki kırılganlıkların” yarattığını belirtti.
2021 yılında başlatılan faiz indirimleri ve “heterodoks” ekonomi politikalarına da değinen Eğilmez, bu dönemde Merkez Bankası bağımsızlığı tartışmalarının derinleştiğini ve öngörülebilirliğin kaybolduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Piyasa mesajını verdi: Güven yoksa fiyat yükselir.”
2023 yılı sonrasında rasyonel politikalara dönüş, faiz artırımları ve sıkılaşma adımlarıyla CDS’in 200 baz puana doğru indiğini belirten Eğilmez, bu durumu politikanın değil ‘güvenin’ fiyatlanması olarak yorumladı. Ancak grafikte de görülen son dönemdeki yukarı yönlü eğilime (2026 itibarıyla 224 bp) dikkat çeken ekonomist, “Demek ki güven henüz kurumsal zemine oturmuş değil; kişilere ve konjonktüre bağlı kalıyor” tespitinde bulundu.




Yorumlar kapalı.