Rieder, hisse tarafında hâlâ trilyonlarca doların para piyasası fonlarında beklediğini ve şirketlerin hisse geri alımlarıyla arzı azalttığını söyledi. Büyük teknoloji şirketlerinin değerlemeleri yüksek olsa da, Tesla dışındaki devlerin yıllık bazda %54’ü bulan kâr artışının bu çarpanları haklı kıldığını belirtti.
Tahvil cephesinde ise yatırımcıların hâlâ %6,5–%7 arası getiri sağlayabildiğini, çekirdek enflasyonun %3’ün altına gerilediği bir ortamda bunun son derece cazip olduğunu ifade etti. FED’in Eylül ayında faiz indirimine gidebileceğini belirten Rieder, yüksek politika faizlerinin ekonomiye getirdiği maliyetin, enflasyonu düşürmedeki faydasından çok daha fazla olduğunu savundu.
Rieder ayrıca piyasadaki volatilitenin olağanüstü düşük olduğuna dikkat çekerek, hisse volatilitesinin 9,5–10 seviyelerinde olduğunu ve bu durumun yatırımcılar için düşük maliyetli riskten korunma imkânı sunduğunu dile getirdi. Ancak aynı zamanda, “Asıl endişem rehavet. Özellikle kredi piyasalarında riskler küçümseniyor,” uyarısında bulundu.
ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz artışlarının enflasyonu düşürmede sınırlı etkisi olduğunu söyleyen Rieder, esas baskının konut piyasası ve düşük gelirli hanehalkı üzerinde oluştuğunu belirtti. Rieder, önümüzdeki yıl fon oranının 100 baz puana kadar indirilebileceğini öngörerek, verimlilikte veri teknolojileri, büyük ölçekli bilişim ve uzay teknolojilerinden kaynaklanan olağanüstü bir dönemin yaşandığını; bunun da enflasyonun yeniden canlanma ihtimalini sınırladığını vurguladı.
Kripto yatırımcıları açısından ise bu yorumlar, düşük faiz, bol likidite ve sınırlı volatilitenin riskli varlıklara yönelimi artırabileceği yönünde yorumlandı. Hisse senetlerini destekleyen bu teknik rüzgârların, dijital varlıklara da olumlu yansıyabileceği değerlendiriliyor.
Not: Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır ve yatırım tavsiyesi olarak değerlendirilmemelidir. Yatırım kararlarınızı vermeden önce kendi araştırmanızı yapmanız tavsiye edilir.




Yorumlar kapalı.