Zirvenin “Hoş Geldiniz” konuşmasını yapan Vizyon 100 Danışma Kurulu Başkanı Bülent Kutlu “Global şirketlerin küresel birikimleri ile yerli şirketlerin ürün ve hizmet çeşitliliği bir araya geldiğinde önemli faydalar sağlanabilir. Glokal anlayışla faaliyetlerimizi sürdürmeye, global kurumlarla yerel kurumları bir araya getirerek karşılıklı fayda sağlamalarına katkıda bulunmaya gayret ediyoruz. Vizyon 100 Platformu, “GLOKAL” (global + lokal) bir bakış açısıyla hareket ederek küresel ve yerel kurumları aynı platformda bir araya getirmeyi ve bu etkileşim aracılığıyla karşılıklı değer üretmeyi amaçlamaktadır.” dedi.
Zirvede 33 farklı sektörden yaklaşık 350 karar verici liderin bir araya geldiğini söyleyerek açılış konuşmasına başlayan FANUC Türkiye & CIS Ülkeleri Genel Müdürü Teoman Alper Yiğit, “Bugün hangi coğrafyaya, hangi ekonomiye, hangi kuruma baksanız aynı şeyi görüyorsunuz: kırılganlık. Herkes bir sonraki krizi bekliyor ama kimse tam olarak nereden ve nasıl geleceğini bilmiyor. Kısacası: belirsizlik tavan yapmış durumda. Ve bir sis bulutunun içerisindeki bugünün liderlerinden ve karar vericilerinden beklenti hep aynı: anda kal, karar al. Anda kalmak güzel bir başlangıç ama yeterli değil. Hayatın her alanı sebep-sonuç zincirlerinden örülüdür. Eğer bu sebep-sonuç ilişkisini doğru anlamlandırmadığımızda ya da görmezden geldiğimizde aldığınız aksiyonlar ya da kararlar anlamsız bir boşlukta yaşıyor demektir. Asıl mesele, o sebeple sonuç arasındaki boşluğu bilinçle doldurmayı öğrenmektir. Dolayısıyla anda kalmamak, anlayıp yürümek gerekir. Peki Türkiye olarak biz nereye yürümeliyiz? İster teknolojik bir ürün, isterse teknolojik olmayan ama ihtiyaç olan bir ürün, ister bir fikir ister bir değer… Biz ürettiğimiz kadar güçlüyüz, ürettiğimiz sürece kadar ayakta durabiliriz. Jeopolitik konum, genç nüfus, güçlü ordu bunların hepsi artı ancak üretim gücüyle çok daha anlamlı. Üretim gücü akıl kaynağını nasıl kullandığına fırsatları nasıl gördüğüne ve kurduğun stratejiye göre şekillenir. Türk iş dünyası, belirsizlikte karar almayı öğrenmiş, zor koşullarda plan kurmayı ve o planı yürütecek stratejiyi bilen insanlardan oluşuyor. Bu bizim hem gücümüz hem de karakterimiz.” ifadelerini kullandı.
Pandemiden bu yana geçen süreçte dünya genelinde karamsarlığın giderek yayıldığını vurgulayan Yiğit, sözlerine şöyle devam etti:
“Tarihi geçmişteki insanların o dönemlerdeki anlatıları üzerinden okuduğunuzda, insanlığın hiçbir dönem kolay bir dünyada yaşamadığını, her kuşağın bunu hissettiğini, zorluğun boyutunun ve formunun değiştiğini ancak varlığının hiç değişmediğini görürsünüz. Bunu fark etmek şikayeti değil, sorumluluğu doğurur. Charles R. Snyder, hepimizin kullandığı ancak çoğumuzun yanlış yorumladığı umut kelimesini şöyle tanımlar: Umut, beklemek değildir. Dilemek değildir. İyi şeyler olsun diye içini çekmek hiç değildir. Umut, aktif bir zihinsel sistemdir. Bir kafa yapısıdır ve üç temel ayağı vardır: Birinci ayak hedef. Yani nereye gitmek istediğini bilmektir. Hedefin net olması, kavramsallaşması bu yüzden kritik. İkinci ayak yol. Sadece istemek yetmez. Oraya nasıl gideceğini tasarlamak gerekir. Plan A, Plan B, gerekirse Plan C. Üçüncü ayak ve en kritik olanı da irade. O yolu yürüyecek enerjiyi ve kararlılığı kendinde bulmak. Eylem ve çaba yoksa umut da yoktur. Bugün zirvemizdeki her lider, zaman zaman şu soruyu kendine sormak zorundadır: ‘Ben gerçekten umutlu muyum, yoksa sadece iyi şeyler olmasını mı diliyorum?’ Çünkü umut, yürüyene eşlik eder. Bekleyene değil.”
T.C. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, açılış konuşmasına şunları söyledi:
“İçinden geçtiğimiz dönemde küresel ekonomi; üretimden ticarete, finansmandan işgücü piyasalarına kadar her alanda köklü bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bu dönüşümün yönünü doğru okumak, riskleri sağlıklı değerlendirmek ve ortaya çıkan yeni imkânları zamanında yakalayabilmek, tüm ülkeler açısından belirleyici hale gelmiştir. İstanbul’da bir araya gelen bu platformun, bu çerçevede yapılacak değerlendirmelerle güçlü bir perspektif ortaya koyacağına inanıyorum. İçerisinden geçtiğimiz döneme bakıldığında, küresel ekonominin belki de son on yılların en karmaşık ve en kırılgan olduğu dönemindeyiz. Bu süreçte sıradan bir konjonktürel dalgalanmadan ziyade, küresel ekonomik mimarinin yeniden şekillendiği tarihsel bir eşikten geçildiğini görüyoruz. Jeopolitik gerilimler derinleşirken ticaret düzeninin yeniden şekillendiği, yapay zekânın üretim ve emek piyasalarını dönüştürdüğü, iklim değişikliğinin ekonomik maliyetlerinin giderek somutlaştığı, demografik dönüşümün eş zamanlı baskı oluşturduğu bir eşikte bulunuyoruz. Küresel büyüme bu gelişmelere paralel olarak hala dayanıklılık göstermiş olsa da son üç yıldır yüzde 3’ler seviyesinde seyrederek 2000-2019 ortalaması olan yüzde 3,7’nin altında gerçekleşmiştir. Diğer taraftan artan korumacılık ve ticaret savaşlarıyla birlikte, uzun yıllar boyunca küresel refahın temel taşı olan çok taraflı ticaret düzeni işlevini büyük ölçüde kaybetmiştir. Küresel mal ve hizmet ticaretinin yıllık ortalama büyüme hızı 2000-2019 döneminde yüzde 4,8’den 2020-2025 döneminde yüzde 3 seviyesine gerilemiş; ticaretin yapısı giderek daha bölgesel ve güvenlik odaklı hale gelmiştir. Ticarette yaşanan düşüş büyümeden çok daha fazladır. Liberal küreselleşmenin aldığı yarayı bu göstergeden izleyebiliyoruz.”




Yorumlar kapalı.