Henüz modern keşif araçları yokken, Antarktika’nın buzsuz halinin haritalara nasıl işlendiği bugün bile açıklanamayan bir muamma. M.S. 100 yılında Batlamius’un “Güneyin Bilinmeyen Toprakları” olarak işaretlediği bölge, 1513’te Piri Reis ve 1531’de Orontius Phineus tarafından detaylandırıldı. İşin en sarsıcı yanı, bu haritalardaki kıta kıyıları, bilim insanlarının ancak 1990’larda modern radar teknolojisiyle görebildiği buzsuz Antarktika topografyasıyla birebir örtüşüyor. Bu durum, “Kıtayı buzla kaplanmadan önce gören birileri mi vardı?” sorusunu akıllara getiriyor.
Bilim dünyasında ses getiren “Yer Kabuğu Yer Değiştirmesi” teorisinin mimarı Profesör Charles Hapgood, Antarktika’nın bir zamanlar çok daha ılıman bir iklime sahip olduğunu savunuyor. Bu teoriye göre, yaklaşık 12 bin yıl önce meydana gelen küresel bir yer kabuğu hareketi, kıtayı bugünkü güney kutbu konumuna iterek üzerindeki her şeyi aniden dondurdu. Eğer bu doğruysa, bugün kilometrelerce derinlikteki buzun altında, büyük bir felaketle tarihe gömülmüş gelişmiş bir antik medeniyetin izleri yatıyor olabilir.
Kıta üzerindeki gizem, sadece tarihle sınırlı değil. İkinci Dünya Savaşı döneminde Nazilerin bölgeye yaptığı gizli seferler ve hemen ardından ABD’li Amiral Byrd’ün 4 bin askerle gerçekleştirdiği devasa “Highjump Operasyonu”, Antarktika’nın stratejik önemini kanıtlıyor. 1959 yılında 12 ülkenin bir araya gelerek imzaladığı Antarktika Antlaşması ise kıtayı sivil erişime kapatırken, akıllarda tek bir soru bıraktı: Devletler orada neyi saklıyor?
Antarktika üzerindeki giriş yasaklarının tek nedeni tarihsel gizemler olmayabilir. Yapılan tahminlere göre sadece Ross Denizi altında 50 milyar varillik devasa bir petrol rezervi bulunuyor. Dünyanın en büyük enerji kaynağına ev sahipliği yapan bu kıta, kontrolsüz bir yarışın Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleyebileceği korkusuyla bir “doğal laboratuvar” maskesi altında korunuyor olabilir.




Yorumlar kapalı.