İnsan, doğası gereği farklı çevrelerde farklı davranış kalıpları sergiler; iş hayatında disiplinli ve ciddi bir profil çizerken, arkadaş çevresinde neşeli ve esprili bir karaktere bürünebilir. Hatta evde tek başınayken bambaşka bir iç dünyaya sahip olabilir.
Bu değişkenlik, bireyin özgün karakterinin sadece yalnızlık anlarında mı yoksa başkalarının yanındayken mi netleştiği sorusunu gündeme getiriyor.
Filtreli gerçekliklerin ardındaki acı tablo: Beğenilme kaygısı gençleri ölüme sürüklüyor! Uzmanlar tedavi çağrısı yapıyor
Sosyal kimlik teorisi gibi psikolojik yaklaşımlar, bu duruma farklı bir perspektiften bakılmasını önerir.
Bu teoriye göre bireyler, bulundukları sosyal gruba ve ortama göre bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde farklı sosyal rollere ve kimliklere bürünürler.
Dolayısıyla, bir kişinin iş yerinde, ailesinin yanında ve yakın dostlarıyla birlikteyken gösterdiği davranış farklılıkları, bir tür ‘kişilik bölünmesi’ değil, aksine sosyal uyumun ve aidiyet arayışının doğal bir sonucu.
Her ortamda farklı bir benliğin ortaya çıkması, aslında tek ve değişmez bir ‘gerçek kişilik’ kavramının sorgulanmasına neden olur.
Bazı psikoloji uzmanları ise bireyin en sahici hâlinin yalnızken ortaya çıktığı fikrini savunur.
Bu görüşe göre, yalnız kaldığımızda üzerimizdeki toplumsal beklentilerin ve onaylanma ihtiyacının baskısı kalkar.



