Çam fıstığının hikayesi, diğer birçok meyvenin aksine aceleye gelmiyor. Bir fıstık çamı (Pinus pinea) kozalağının içindeki taneleri olgunlaştırıp hasat edilecek kıvama gelmesi için tam 3 yıl geçmesi gerekiyor. İlk yıl minik bir tomurcuk olan kozalak, ancak üçüncü yılın sonunda o sert ve karakteristik yapısına ulaşıyor. Bu uzun bekleyiş, ürünün neden bu kadar nadir ve değerli olduğunun ilk ipucunu veriyor.
Gelişen teknolojiye rağmen çam fıstığı hasadı hala binlerce yıl önceki yöntemlerle, tamamen insan gücüyle yapılıyor. “Kozalakçılar” adı verilen usta işçiler, hiçbir koruma düzeneği olmadan metrelerce yükseklikteki ağaçlara tırmanıyor. Uzun sırıklar yardımıyla tek tek düşürülen kozalaklar, daha sonra güneşin altında kurumaya bırakılıyor. Kozalakların o cam sertliğindeki pulları açıldığında ise asıl zorlu mesai başlıyor: Fıstıkların kırılıp içindeki beyaz cevherin çıkarılması hala büyük ölçüde el emeği gerektiriyor.
Çam fıstığının piyasa değeri, hem üretimindeki zorluk hem de verimin düşüklüğü nedeniyle her geçen yıl artıyor. Bir ton kozalaktan sadece 20 ila 30 kilo arasında iç fıstık elde edilebiliyor. Bu düşük randıman, üzerine binen işçilik maliyetleriyle birleşince çam fıstığını dünyanın en pahalı kuru yemişlerinden biri haline getiriyor. Tatlılardan zeytinyağlılara kadar Türk mutfağının vazgeçilmezi olan bu besin, artık sadece özel günlerin “lüks” detayı olarak görülüyor.




Yorumlar kapalı.