Haberturk’te yer alan habere göre, üretim süreçlerinin dijitalleşmesi, çalışma mekanının değişmesinden daha fazla anlam taşımaya başladı bu durumda. İlk olarak belirtmek gerekir ki sürekli dijital alanda çalışmak bir işi yüz yüze yapmaktan daha fazla yorulmayla sonuçlanan bir çalışma türü. Sürekli bilgisayar ışığına maruz kalmak ve sürekli bilgisayar karşısında oturmaya uygun materyallere ve düzeneğe sahip olmamak, zihinsel ve fiziksel yorulmayı arttıran bir çalışma biçimi.
Ama bununla sınırlı değil. Evin işyerine dönüşmesi ve dijital olarak ulaşılabilir olmak, iş talep etme, toplantı yapma ve görüşme yürütme konuları gibi iş bileşenlerini mesai dışına taşıran ve insanları sürekli erişilebilir ve iş talep edilebilir bir hale sokmuş oldu. Böylelikle çevrimiçi çalışma mesai saatlerini esneten, belirsizleştiren, çalışanı her an ulaşılabilir kılan ve bunların sonucu olarak da iş gücünün sömürülmesine neden olan bir sonucu da doğurdu.
İş mekanları aynı zamanda sosyalleşilen etkileşim alanları. Bu etkileşim kişiler arası sorunları tanımlama, dayanışma süreçlerini besler. Kişilerin bu etkileşimden uzak olması ise maruz kalınan dijital yorgunluğa dair sorunun adını koymayı da zorlaştırdı. Mekansal olarak diğer çalışanlardan kopmak, sorunları ifade etme, söze dökme ve birlikte hareket etme olanağının da ortadan kalkmasına neden oldu. Elbette buna çok fazla insanın işten çıkarılması, iş yapamaz hale gelmesi ve kısa çalışma ödeneği gibi uygulamalar eklenince çalışanlar işverenlere karşı daha kırılgan ve itiraz edemez hale geldi.
Bu özel alan içindeki yeniden üretim işlerinin ve bakım emeğinin görünür kılınmasına dair bir mücadele. Ancak pandemi ile birlikte tüm bu ayrımları alt üst eden bir durum ortaya çıkmış oldu. Evden çalışma sebebiyle birçok hane kendini üretim süreçlerinin, evden eğitimle eğitim işlerinin mevcut yeniden üretim ve bakım emeğine eklendiği bir durum içinde buldu.
Kadınlar açısından bakıldığında ev; üretim, yeniden üretim, çocuk bakımı, çocuğun okul süreçlerinin desteklenmesinin mekanı haline geldi. Okulların yanı sıra kreşlerin de kapatılması daha fazla bakım ihtiyacı olan küçük çocukları da iş zamanına eklemiş oldu. Çalışanı sürekli erişilebilir gören bir çalışma sisteminde kişilerin maruz kaldığı ev işleri, çocuk bakımı, eğitim işleri devasa bir yığın haline geldi.
Böylelikle ev, hem devletin kamusal sorumluluğunu hem de kapitalist sistemin üretim işlerini yüklenen ‘görünmez’ bir kamusal alana dönüştü. Ancak bu kamusal alanda kişiler, hem işverenlerin yeterli sorumluluk almadığı hem de kamu idaresinin bilgilendirme bile yapmadığı bir ortamda yalnız kaldılar.
Uzaktan, çevrimiçi çalışmak birçok insana pandemide ‘güvenli’ mekanlarda çalışma imkanını getirdi. Aynı şekilde müzeler, eğitimler, atölyeler mesafe fark etmeksizin erişilebilir oldu. Ancak insanlar sosyal canlılar ve birçok farklı kategorinin aynı mekana ve erişim biçimine dönüşmesi pek çok zorluk ve çelişkiyi de doğurdu.



