Artık bireyler veya toplumsal kümeler hakkında, dijital ayak izleri üzerinden daha önce hiç bilemeyeceğimiz bulgular ortaya çıkartmak da bu insanları yine bu izlerden geriye dönüp bir tercihe ikna etmek de mümkün oldu. Derdiniz bir lideri sevdirmek veya bir gofreti satın aldırmak olsa bile…
Peki, artık insanlara soru sormaya veya kendi beyanlarına hiç ihtiyaç yok mu veya bu ihtiyaç günün birinde tamamen yok olur mu? Sorunun cevabını veriler ışığında veren Aydın Erdem, yüzde 2’nin peşinde yüzde 100’e bakmanın önemine vurgu yapıyor.
Gelin önce ‘Hayat Tarzları’ araştırmasında öne çıkan verilere bakalım, ardından bu verileri Türkiye’de yaygınlaşan espresso bazlı kahve tüketimine bağlayalım. Finalde de Aydın Erdem’den bütüne bakmanın önemini dinleyelim.
Marketing Türkiye’de yer alan habere göre, toplumsal değerler, hayat tarzları ve dolayısıyla bireylerin tercihleri dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ortaya çıkan durumların ve gelişmelerin karmaşık algoritmasıyla değişiyor.
Halbuki iç göç, yaygınlaşan eğitim, kadınların çalışma zorunluluğu, yaşlanan nüfus, sosyal medya ve hatta doğal gazın yaygınlaşması bile bu toplumun yapısını son 30 yılda siyasetten çok daha fazla etkilemiş unsurlar.
Sadece 2018’de kalorifersiz ev oranı yüzde 42 idi, bugün yüzde 21. Her 3 hanenin 2’sinde doğal gaz var. Bir gencin evinde ailesinden ayrı bir alanda zaman geçirebilmesinin toplumdaki bireyselleşmeyi nasıl etkileyebileceğini tahmin etmek zor değil.

Apartmanda yaşayanların oranı 16 sene içinde yüzde 36’dan yüzde 72’ye çıkmış durumda. Ancak metropollerin bile yüzde 17’si müstakil evlerden oluşuyor.
Metropollerde yaşayanların bile beşte biri halen yer sofrasında yemek yiyor. Ülke genelinde yüzde 25 olan bu oran 6 sene önce yüzde 42 idi. Ancak, bu sadece geleneksel pratiklerden değil kalabalık yaşanan küçük evlerde, masaya yer bulma sorunsalından da kaynaklanıyor. Diğer yandan dışarıda, restoranda yemek yiyenler 2015’te yüzde 44 iken bugün yüzde 63’e ulaşmış durumda.




Yorumlar kapalı.