Gündem 1 yıl önceHer şey, yazar A. Dilipak’ın bir İmam Hatip mezuniyet töreninde kız öğrencilerin giyim tarzına yaptığı eleştirilerle başladı. Soner Yalçın’ın ifadesiyle, Dilipak’ın “Mini etekli ilahiyatçılar geliyor” diyerek genç kızların etek boyuna odaklanması, aslında çok daha derin bir toplumsal soruna işaret ediyordu. Yalçın, “deli” olarak nitelendirdiği, düzene uymayan insanları yaratıcı bulduğunu belirtirken, bu olayın ardındaki “görme biçimlerini” mercek altına aldı. Yalçın, İngiliz sanat eleştirmeni John Berger’ın “Görme Biçimleri” kitabına atıfta bulunarak, tek bir görme biçimi olmadığını, sosyoekonomik yapımızın, kültürümüzün ve düşüncelerimizin nesneleri algılamamızı etkilediğini vurguladı. Ona göre, Dilipak’ın özellikle kız öğrencilerin etek boyunu görmesi, kendi inancı gereği bir yanıt olsa da, asıl mesele “inanç gereği” denen yasakların neden sürekli kadınlar üzerinden gündeme geldiğiydi. Bu durum, erkek egemen toplumun, salt kadınları bir nesne olarak görme biçimini gözler önüne seriyor; zira kadın kendini seyrederken, erkek kadını seyreder. Yalçın, “erkekler davrandıkları gibi, kadınlar göründükleri gibidir” diyerek bu ayrımı net bir şekilde ifade ediyor ve hatta askerlik anılarından, erkeklerin eşlerine sürekli “onu giyme-bunu giyme” gibi sert uyarılarını örnek göstererek, varlığını otoriter gücüne bağlamış erkeğin bunu kadınlar üzerinden ispatlamaya çalıştığını belirtiyor. Hatta, kadınlara yönelik şiddetin ve ölümlerin özünde erkeğin güçsüzlüğünden kaynaklandığını bile iddia ediyor. Dilipak’ın kötü niyetli olmadığını belirtse de, bu bitmek bilmeyen uyarılar ve yasakların kadınlar üzerinde tahakküm kurulmasına yol açtığının altını çiziyor.