Yazısında, enflasyonun Fed’in yüzde 2’lik hedefinden uzaklaştığını belirten Eğilmez, “Nisan ayında enflasyon oranı 12 aylık bazda yüzde 2,3 ile hedefe çok yaklaşmışken izleyen aylarda hedeften uzaklaşılmaya başlandı ve Ağustos ayında enflasyon oranı yüzde 2,9’a yükseldi” dedi. Eğilmez, yalnızca fiyat istikrarı sorumluluğu olsaydı Fed’in faiz indirimi değil, artırımı düşünmesi gerektiğini belirterek, “Faizi 0,25 puan düşürmek bir yana 0,25 puan artırması gerekirdi” ifadesini kullandı.
Fed’in faiz indiriminin önündeki en önemli engel, ulaşmaya çalıştığı yüzde 2’lik enflasyon oranı hedefinden giderek uzaklaşılıyor olması. Nisan ayında enflasyon oranı 12 aylık bazda yüzde 2,3 ile hedefe çok yaklaşmışken izleyen aylarda hedeften uzaklaşılmaya başlandı ve Ağustos ayında enflasyon oranı yüzde 2,9’a yükseldi. Bu son oran yüzde 2’lik hedeften yüzde 45 dolayında bir uzaklaşma demektir. Diğer göstergelere hiç bakılmayacak olsa normal olarak Fed’in bu artışa göre faizi indirmeyi değil yükseltmeyi düşünmesi gerekirdi. Ne var ki Fed, diğer pek çok merkez bankası gibi yalnızca fiyat istikrarını sağlamakla değil, aynı zamanda büyümeyi ve istihdamı da (ki bu ikisi aslında genellikle birlikte hareket eden göstergeler) kollamakla sorumlu. ABD’de yıllıklandırılmış büyüme oranı 2023 üçüncü ve dördüncü çeyreğinde yüzde 3,2 ile zirve yaptıktan sonra düşüşe geçti. 2025’in ilk iki çeyreğinde yıllık bazda yüzde 2 oranında büyüme gerçekleşti. ABD’nin potansiyel büyüme oranı (1948 – 2025 arası uzun yıllar büyüme ortalaması) yüzde 3,1 olarak hesaplanıyor. Fed’in üçüncü sorumluluk konusu istihdam (ya da başka bir bakış açısıyla işsizlik) meselesidir. ABD ekonomisinde doğal işsizlik oranı yüzde 4,3 olarak hesaplanıyor. 2023 yılının başında işsizlik oranı yüzde 3,4 ile doğal işsizlik oranının oldukça altındaydı. Sonrasında dalgalı bir seyir izlense de işsizlik oranı artmaya başladı. Ağustos 2025 itibarıyla bu oran yüzde 4,3’e yükselmiş bulunuyor. Her ne kadar halen doğal işsizlik oranının sınırları içinde olsa artış eğiliminin sürmesi ve bu eğilimin büyüme oranındaki gerilemeyle birlikte gitmesi ekonomide resesyon endişelerini artırıyor.
Mahfi Eğilmez yazısında, ABD ekonomisinde büyüme ve istihdam göstergelerinin de faiz indirimi kararını etkilediğini aktardı. 2025’in ilk iki çeyreğinde büyümenin yıllık bazda yüzde 2’ye gerilediğini kaydeden Eğilmez, işsizlik oranının ise Ağustos itibarıyla yüzde 4,3’e yükseldiğini vurguladı. “Artış eğiliminin sürmesi ve bu eğilimin büyüme oranındaki gerilemeyle birlikte gitmesi ekonomide resesyon endişelerini artırıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Fed, sadece fiyat istikrarından sorumlu olsaydı yüzde 2’lik hedefe karşılık enflasyonun yüzde 2,9’a yükselmiş olması nedeniyle faizi 0,25 puan düşürmek bir yana 0,25 puan artırması gerekirdi. Ne var ki diğer sorumlulukları Fed’i ekonomiyi resesyondan korumak için faiz indirmeye yönlendiriyor. Bu çerçevede Fed Gözlemcilerinin tahminleri doğru çıkacak ve faiz bugün 0,25 puan düşürülecek.
Fed’in faiz indiriminin ABD ekonomisinde birçok alanda farklı boyutlarda etkiler ortaya çıkaracağını tahmin etmemiz mümkün. Bankaların borçlanma maliyetleri düşeceği için büyük olasılıkla açacakları kredilere uygulayacakları faizler de düşecek, bunun sonucunda tüketim ve yatırım harcamaları artacaktır. Bu artışların büyümeyi yukarı yönlü etkilemesi ve ekonomiyi canlandırması beklenebilir. Doların değeri ve dolayısıyla Amerikan varlıklarının değeri düşebilir bu da ihracatı artırırken, ithalatın azalmasına neden olabilir. Tahvil ve mevduat gibi faize dayalı yatırım araçlarıyla borsa birbirine rakip olduğu için bu araçlardan çıkıp borsaya girenler artabilir, bu da borsalarda yükseliş yaratabilir. Kredi faizleri düşerse konut talebi canlanır, bu da konut fiyatlarını artırabilir. Bütün bunlar enflasyonda yükselişin alt yapısını oluşturacak gelişmeler odluğu için enflasyonda artış ortaya çıkabilir. Özetle söylemek gerekirse Fed, faiz indirimine gittiğinde ABD ekonomisini resesyona girmekten kurtarmak için hedeflediği enflasyon oranından şimdilik vazgeçmiş olacaktır.
Fed’in 0,25 puanlık faiz indiriminin Türkiye’ye etkileri o kadar fazla olmayabilir ama bu indirimlere devam etmesi halinde (ki öyle olması bekleniyor) etkiler daha ciddi boyutlarda hissedilecektir. Fed’in faiz indirimi doların diğer paralara karşı değer kaybetmesine yol açacağı için Türk Lirası değer kazanabilir. Bu durumda carry trade gibi yollarla Türkiye’ye sıcak para girişi artar ve kur daha da gerileyebilir ve bunun sonucu olarak ithalat artarken ihracat gerileyebilir. Kurun gerilemesi dış borçların maliyetini düşürür. TCMB’nin faiz indirimi hızlanabilir bu da borsaya ve yatırımlara olumlu etki yapar, büyüme oranı tahminlerin üzerine çıkabilir.
Fed’in büyümeyi ve istihdamı önceliklendirdiğine dikkat çeken Mahfi Eğilmez, yazısında şunları kaydetti: “Fed, faizi düşürerek enflasyon hedefini büyüme ve istihdamı koruyabilmek uğruna feda etmektedir (trade off).” Bu durumun tüketim ve yatırım harcamalarını artırabileceğini, konut talebini canlandırabileceğini ve borsalarda yükselişe neden olabileceğini belirtti.
Fed, faizi düşürerek enflasyon hedefini büyüme ve istihdamı koruyabilmek uğruna feda etmektedir (trade off.) Diğer ekonomilerin böyle bir seçimi olmasa bile, ABD’nin dünya ekonomisindeki yeri ve büyüklüğü, isteseler de istemeseler de onların da bundan etkilenmesi sonucunu getirecektir.”
Yazıda, faiz indiriminin Türkiye üzerindeki etkileri de ele alındı. Eğilmez, bu etkinin ilk etapta sınırlı olabileceğini ifade ederken, indirimlerin devam etmesi halinde Türk Lirası’nın değer kazanabileceğini belirtti. “Carry trade gibi yollarla Türkiye’ye sıcak para girişi artar ve kur daha da gerileyebilir… TCMB’nin faiz indirimi hızlanabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Yazısının sonunda küresel etkiler üzerinde duran Mahfi Eğilmez, ABD’nin aldığı kararların dış dünyada da yankı bulacağını belirtti: “ABD’nin dünya ekonomisindeki yeri ve büyüklüğü, isteseler de istemeseler de onların da bundan etkilenmesi sonucunu getirecektir.”Eğilmez’in yazısı şu şekilde:



