Kahramanmaraş’ta 8’i öğrenci 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliam ile Siverek’te yaşanan kanlı okul baskını, Türkiye’de uzun süredir hasıraltı edilen “ekran şiddeti” ve “silahlanma” krizini yeniden gün yüzüne çıkardı.
Olayların psikolojik ve sosyolojik boyutunu “Sinema ve Ekran Psikolojisi” perspektifinden değerlendiren Yazar ve Uzman Klinik Psikolog Hatice Keltek, yaşanan bu trajedilerin sürpriz birer olay değil, aksine uzun süredir ekilen tohumların kanlı birer “sonucu” olduğunu belirtti.
Televizyon dizilerinde hukuku hiçe sayan, adaleti kendi silahıyla sağlamaya çalışan “mafya” karakterlerinin her akşam evlerin baş köşesinde ağırlandığına dikkat çeken Keltek, bu durumun çocuk ve gençlerin özdeşim kurma süreçlerini adeta zehirlediğini ifade etti.
Sosyal öğrenme kuramlarına atıfta bulunan Keltek, “Ekranda görülen her silah, her şiddet eylemi genç zihinlerde bir ‘çatışma çözme yöntemi’ olarak kodlanıyor” uyarısında bulundu. Uzman psikolog, evdeki otorite figürü (baba) ile ekrandaki “silahlı ve güçlü erkek” figürünün birleşmesinin, çocukların silaha yönelmesindeki en büyük tehlike olduğunu vurguladı.
Sürekli şiddet içerikli görsellere ve oyunlara maruz kalmanın beyindeki duygusal tepki merkezlerini duyarsızlaştırdığını belirten Hatice Keltek, tehlikenin biyolojik boyutunu şu sözlerle açıkladı: “Ayna nöronlar sayesinde insan, izlediği eylemi zihninde prova eder. Eğer her akşam prime-time (en çok izlenen) kuşağında elinde silahla dolaşan, kurşun sıktıkça itibar kazanan karakterleri ‘kahraman’ olarak sunarsanız; bir gün o namluların okullara, sınıf arkadaşlarına veya öğretmenlere dönmesine şaşırmamalısınız.”




Yorumlar kapalı.