Kerem Yalçın, sepet yapımını tesadüfen öğrenmiş değil. Yaklaşık 30 yıl önce bir başka arıcının yaptığı sepetleri satın alırken bu işin detaylarına ilgi duymaya başladı. Kısa sürede bu zanaatı öğrenen Yalçın, zamanla sepetleri kendi üretmeye karar verdi. Çünkü onun arıları, satın aldığı sepet sayısından çok fazlaydı. “Madem daha fazla kovana ihtiyacım var, neden kendi sepetimi kendim yapmayayım?” diyerek yola çıkan Yalçın, o günden bu yana bu zahmetli işi sürdürüyor.
Sepetlerin hammaddesi ise doğanın tam kalbinden geliyor. Yalçın, her sonbahar dere kenarından topladığı ince söğüt dallarını yapraklarından ayırarak onları daha esnek hale getirmek için kış boyunca kar altında bekletiyor. İlkbahar geldiğinde ise evinin bahçesinde bu dalları örmeye başlıyor. Bu yöntem sayesinde dal hem dayanıklılığını koruyor hem de örme işlemi kolaylaşıyor.
Kerem Yalçın, malzeme hazır olduğunda günde üç sepet yapabildiğini belirtiyor. Ancak söğüt dallarının toplanması, temizlenmesi ve hazırlanması da işin büyük bir bölümünü oluşturuyor. “Eğer dallar hazır değilse, bırakın üçü, bir tanesini bile bitiremiyorsunuz,” diyen Yalçın, bu işin sabır ve özveri istediğini vurguluyor. Sepetleri yaptıktan sonra ise saman ve çamurla sıvayarak hem kullanıma hem de satışa hazır hale getiriyor.

Yalçın bu bilgi ve birikimi oğluna da aktarmış durumda. Sepet yapımı yalnızca bal üretimi için değil, aynı zamanda kültürel bir mirasın yaşatılması anlamına da geliyor. İsteyen arıcılara sepet satışı da yapan Yalçın, bazı yıllar sadece kendi ihtiyacını karşılarken, bazı yıllar elindeki fazla sepetleri satarak gelir elde ediyor.




Yorumlar kapalı.