Demir, kentte yumuşak zemine sahip tarım alanlarında yüksek denecek oranda çökme meydana geldiğini söyledi.
Bu çökmenin de yıllık yaklaşık 2 santimetre olduğunu vurgulan Demir, “Diğer bölgelere göre bariz şekilde görülen bu çökmeleri hazırladığımız haritalarda işaretledik. Ayrıca orman yangınlarının meydana geldiği alanlarda biyokütle azalmasına bağlı yükseklik kaybı mevcut. Bu da bize şunu gösteriyor ki Antalya’daki en önemli sorun bu. Deprem konuşacağımıza, belki bunu konuşmamız lazım. Çünkü iklim değişikliğiyle ilgili olarak Avrupa Uzay Ajansı’nın verileri var. Bu verilerde 2020 yılından itibaren çok yüksek sıcaklıklarla karşılaştığımızı görüyoruz. Bu da su sorunu ve kuraklığa neden olur. Bu açıdan Antalya için çalan alarm bu noktada karşımıza çıkıyor. Depremle ilgili yaptığımız analizler de bize bunu söyledi” dedi.
Doç. Dr. Demir, İstanbul Teknik Üniversitesi ile birlikte hazırladıkları TÜBİTAK projesinde İstanbul’un Kartal ilçesi ile ilgili çalışmalar yürüttüklerini, ABD’de konuşlu deprem riskleri ve analizler yapan bir firmaya da danışmanlık hizmeti verdiklerini de söyledi.
Demir şöyle konuştu:
Geçen 23 Nisan’da meydana gelen ve İstanbul, Tekirdağ merkez ile ilçelerinde hissedilen depremden önce yine Marmara Bölgesi’nde 1912 ve 1999 yıllarında da büyük depremler olduğunu biliyoruz. Uzaktan algılama açısından baktığımızda Tekirdağ tarafından güneydoğuya doğru 2 santim yatay hareketi gözlemledik. Jeofizik yüksek mühendisi Volkan Sevilgen’in değerlendirmesine göre; Marmara fayı, sağ yanal doğrultu atımlı bir fay olup yılda yaklaşık 2,5 santim kayma hızına sahip. İstanbul, Marmara fayına 15 kilometre uzaklıkta bulunması nedeniyle nispeten güvenli bir mesafede. Ancak İstanbul, 1960’lardan itibaren yaşanan büyük büyüme patlaması sırasında yapı kodlarına uyulmaması nedeniyle bugün çok savunmasız durumda.




Yorumlar kapalı.