Vardar’a göre, en büyük sorunlardan biri, Türkiye’nin stratejik veri altyapılarında dışa bağımlı olması. “Veri, önce bir veri tabanına (database) gider. Bu veri tabanları, bilgiyi sakladığınız yerdir. Türkiye’nin kendi veri tabanı teknolojisi yok. Oracle ve Microsoft gibi ABD merkezli şirketlerin teknolojilerine bağımlıyız” diyen Vardar, bunun yalnızca bir teknoloji meselesi değil, doğrudan ulusal güvenliği etkileyen jeopolitik bir tehdit olduğunu vurguluyor. Zira bu şirketlerin sözleşmelerinde, olağanüstü durumlarda hizmetin kesilebileceği ve yabancı devlet talepleri doğrultusunda veri paylaşılabileceği açıkça belirtiliyor.
Türkiye’nin yazılım alanında dışa bağımlılığının dijital çağda tam bağımsızlığa engel teşkil ettiğini ifade eden Vardar, işletim sistemi kullanımına da dikkat çekiyor: “Türkiye’de bugün devlet kurumlarından özel sektöre kadar her yerde Windows işletim sistemi kullanılıyor. Bu, yazılım lisansları için her yıl yurt dışına milyonlarca dolar aktarılması anlamına geliyor. Ama daha da önemlisi, bu sistemlerin kapalı kaynak olması sebebiyle ‘arka kapılar’ ve veri güvenliği büyük bir soru işareti.”
Pardus gibi sistemlerin ise sadece mevcut çekirdeklerin yerelleştirilmiş versiyonları olduğunu belirten Vardar, Türkiye’nin kendi çekirdeğini yazmadığı sürece “yerli işletim sistemi” tanımının teknik olarak doğru olmadığını savunuyor.
Çin, Rusya ve İran gibi ülkelerin kendi sistemlerini geliştirdiğini hatırlatan Vardar, Türkiye’nin bu yarışta gecikmemesi gerektiğini söyledi. Aynı zamanda, yüksek maliyetlere rağmen dijital altyapıların geliştirilmesi için özel sektöre “yerli babayiğitler” çağrısı yaparak şunları ekledi:
“Bu sistemleri geliştirmek çok maliyetli ama olmazsa olmaz. 2-3 kritik sistem geliştirsek bile Türkiye büyük bir dijital ivme kazanır. Aksi hâlde sadece verimizi değil, geleceğimizi de teslim etmiş oluruz.”




Yorumlar kapalı.