Gürer’in pazar tezgahları arasındaki temaslarında, gıda enflasyonunun sadece tarladaki ürün azlığından değil, tarladan tezgaha gelene kadar katlanan lojistik ve operasyonel maliyetlerden kaynaklandığı görüldü.
Tezgahlardaki etiket fiyatlarının dikkat çekici boyutlara ulaştığını belirten Gürer, fiyatlardaki yıllık değişimi şu sözlerle özetledi: “Kıl biber hâlâ 100 lira, geçen yıl 50 liraydı. Esas tuhaf olan kapya biberi; yazın tarlada 3 liradan satılamayan ürün şu an 120 lira. Dolma biber 100 lira, taze kabak 50 lira. Ürünlerin büyük bölümü Adana, Mersin ve Antalya’dan geliyor. Araç yola çıktığı anda ürünün kilosuna doğrudan 10 lira nakliye masrafı biniyor. Akaryakıta gelen her zam, ürünü tezgahta patlatıyor.”
Pazar esnafı ise yüksek fiyatlardan kendilerinin de kâr etmediğini, tezgahı açık tutabilmek için direndiklerini vurguladı. Sadece plastik poşetin kilosunun 125 liraya (tanesi 50 kuruş) çıktığını belirten esnaf, asıl darbeyi belediyenin işgaliye ücretlerinden yediklerini ifade etti.
Bir pazarcı esnafı yaşadıkları mağduriyeti şöyle anlattı: “Belediye bize danışmadan günübirlik işgal parasını seneliğe çevirmiş. Açıp açmadığımıza bakılmaksızın e-Devlet sistemimize 3.250 lirası işgaliye, 9.750 lirası çevre temizlik vergisi olmak üzere toplam 13.000 lira borç yansıtılmış. Ben açmadığım yerin parasını neden ödeyeyim? Ürünün üzerine nakliye masrafını koyup satıyoruz, bir aydır hiç para kazanmıyoruz.”
Gürer’e dert yanan sadece esnaf ve tüketici olmadı; pazarda bulunan üreticiler de artan girdi maliyetleri nedeniyle ekim yapamayacak duruma geldiklerini dile getirdi. Mazot, tohum, fide, gübre ve tarımsal sulamada kullanılan elektrik fiyatlarındaki fahiş artışlara dikkat çeken bir üretici, “Bir torba gübre alamadım, tarlaya mazot dökemiyorum, nasıl üretim yapacağım?” diyerek isyan etti.
Pazardaki durumu en çarpıcı şekilde özetleyen ise bir başka esnafın şu tespiti oldu: “İran’da savaş var, karpuz üretip bize gönderiyor. Bizim burada savaş yok ama üretimde sorun var.”




Yorumlar kapalı.