Yooperlite taşlarını bu kadar özel kılan şey, içerdikleri nadir mineral yapısıdır. Normal gün ışığında gri veya kahverengi, pürüzsüz yüzeyli sıradan taşlar gibi görünen bu parçalar, aslında sodalit içerikli siyenit kayaçlarıdır. Karanlıkta bir UV feneri tutulduğunda, içindeki sodalit kristalleri ışığı emerek güçlü bir enerji patlamasıyla turuncu renkte parlar. Bu görsel şölen, taşın sanki içten yanıyormuş gibi görünmesine neden olur.
Bu keşfi bilimsel açıdan önemli kılan temel detay, Superior Gölü bölgesinde daha önce sodalit mineralinin varlığının belgelenmemiş olmasıdır. Yooperlite taşları, bölgenin jeolojik tarihinin hala tam olarak çözülemediğinin en somut kanıtı olarak kabul ediliyor. Buzul çağlarından bu yana göl yatağında bekleyen ve dalgalarla kıyıya vuran bu siyenit parçaları, koleksiyoncular için birer arzu nesnesine dönüşmüş durumda.
Erik Rintamaki’nin keşfiyle birlikte Michigan eyaletindeki Superior Gölü kıyıları, “taş avcılarının” uğrak noktası haline geldi. Özellikle gece saatlerinde ellerinde UV fenerleriyle kıyıda arama yapan meraklılar, bu doğal ışık gösterisine tanıklık etmek için bölgeye akın ediyor. Bilim insanları ise bu taşların yayılma alanını inceleyerek, yeraltındaki mineral damarlarının haritasını çıkarmaya çalışıyor.




Yorumlar kapalı.